YASAL UYARI  
ÖTEKİ IRAK
 
 
 
BÖLÜM 2
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BÖLÜM II - Ekonomik tablo

 


  İkinci bölümü dinlemek için tıklayın

Erbil'in Hıristiyan mahallesi Ainkawa'nın düğün salonunda, Ermenilerin Paskalya partisi slow dansla başladı. Bin kişilik salonun dolduran Ermeni gençleri hızlı dans hazırlığında bekler, çocuklar aralarda kovalamaca oynar, ihtiyarlar sohbete dalarken, orta yaş grubu dans pistinde.

Yan masadaki, kucaklardan inmeyen ciddi bakışlı Nonoş adlı iki yaşındaki kız çocuğunun babası Bağdat'da öldürülmüş... Buradaki Ermenilerin çoğu Erbilli değil. Son iki yıl içinde Bağdat'tan, Kerkük'ten, Musul'dan ve hatta Basra'dan buraya göçmüşler. Okullar tatil olduğunda onlarca ailenin daha kuzeye gelmesi bekleniyor.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi kontrolündeki toprakları Irak'ın geri kalan kısmından ayıran en önemli şey, can güvenliği...

Vahe, ailesiyle birlikte Bağdat'dan geçen Ekim ayında gelmiş Erbil'e. "85 kadar aile göçtü son bir yıl içinde buraya" diyor. Ermeni toplumu, kilise ve Kürdistan Bölgesel hükümeti yeni gelenlere yardım sağlıyormuş.

En büyük sorunları iş bulmak. Daha zengin ve gösterişli Hıristiyan mahallesinde ev kiraları bin dolardan başlıyor. Ayrıca kentte şebeke elektriği geceleri üç saat, sular sık sık kesiliyor. Ne gam... Can güvenliği var ya...

Ara Bagaryan da 2005'de göçmüş Erbil'e. Bir Amerikan şirketinde çalışıyor. Kuzey Irak'taki bölgesel yönetim sınırları içinde, Amerikalı asker görmek pek mümkün değil ama epey Amerikalı işadamı ve diplomat var.

Bölge, Irak'ın geri kalanından daha istikrarlı ve güvenli oluşu nedeniyle başka ülkelerden gelen şirketler, hükümet kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının da binlerce çalışanıyla dolu.

Erbil Sheraton'un lobisi

Bütün önemli binalar gibi, çevresi iki insan boyunda kalın taş bloklarla örülü ve üç titiz aramadan geçerek girilebilen Erbil Sheraton otelinin lobisi, adeta bir ticari ve diplomatik arı kovanı. Projeler yapılıyor, anlaşmalar imzalanıyor. Yeni ve eski, yerli ve yabancı zenginler, işadamları Dolarova diye anılan mahallede lüks villalar yaptırıyor, ya da kiralıyor, caddeler, gösterişli ve kimisi zırhlı jiplerden geçilmiyor.

Irak Kürdistan bölgesel hükümetinin Birleşmiş Milletler'le koordinasyondan sorumlu yetkilisi Dindar Zebari, Erbil'in çok yakında Orta Doğu'nun en önemli uluslararası merkezlerinden biri olacağından emin.

"Irak Kürdistan'ı siyasi ve ekonomik olarak bir başarı öyküsüdür. Onlarca yıl yıkım ve zulüm gören bölgemiz 1991 yılında halk ayaklanmasıyla kurtarıldı. Türkiye ve İran'la ve tabii uluslararası toplumla fiilî ilişkileri nedeniyle o yıldan itibaren zaten güç kazanmıştı. Ama 2003'de de bütün Irak'ın diktatörden kurtarılışıyla beraber Erbil, güvenli oluşu ve işleyen kurumları nedeniyle Irak'ın önemli ticari kapılarından biri oldu. Son yıllarda bölgedeki iki ayrı Kürt yönetiminin de birleşmesiyle her şey daha bir yerine oturdu. Yatırım fırsatları gelişti."

Vergi cenneti

Yabancı yatırımcıları bölgeye en çok çeken şeylerden biri de kuşkusuz buranın bir vergi cenneti olması. Erbil'deki Kürdistan Üniversitesi İktisat kürsüsü başkanı Profesör Elmas Haşmeti bunun petrol ekonomilerinin tipik bir özelliği olduğuna dikkat çekiyor:

"Vergilendirme ve kara ekonomi, bütçelerinin önemli bir kısmı petrol gelirlerinden gelen bütün ülkeleri için önemli bir sorun. Irak'ta da durum böyle. Hükümetler hiç bir zaman vergilendirmeye önem vermemişler. Irak'ın esasen petrol satışlarından elde ettiği gelirlerle oluşan bütçesi, farklı bölgelere dağıtılıyor. Bu bölgeye düşen pay da, yüzde 17 civarında..."

"Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin bütçesi esasen bununla oluşuyor; gelir ve kurumlar vergisiyle değil. Bunların yerine çok daha zayıf bir vergi türü olan inşaatlardan, binalardan ve araçlardan ruhsat karşılığı alınan bir meblağ var. Bir de çok küçük ithalat vergileri söz konusu. Dolayısıyla buradakine aslında batılı sanayileşmiş ülkelerdeki gibi bir kara ekonomi demek mümkün değil. Daha ziyade vergi sistemi bulunmayan bir ekonomi demek daha doğru olur."

Bölgeyi cazip bulan çok sayıda yabancı şirket, ve bu şirketlerin çalışanları hizmet sektörüne de dinamizm kazandırıyor.

Erbil'de bir gecesine Londra'da ya da New York'taki beş yıldızlı bir otellere eşit ücret ödediğiniz oteller ve yine yabancı işadamlarına hizmet veren lokantaların sayısı hızla artıyor.

Kabil'de de şubesi var

Deutsche Hof adlı alman lokantasında, militarist tınılı Alman müzikleri eşliğinde şahane biralar içip, geleneksel Alman mutfağını tadabiliyorsunuz. Sahibi Günther Feugel'in bir de Kabil'de lokantası var.

"Erbil'de ilk biramı 12 Aralık 2005'de sattım. 26 kişi ağırlayabiliyorduk." diyor.

"2006 Nisan'ından beri de bu gördüğünüz 70 kişilik lokantayı işletiyorum. Yüzde yüz memnun olmasam da bir yıl içinde çok iyi ilerleme sağladım. Geleceği var buranın. Bölge yönetimi yabancı yatırıma gayet açık. Kabil'de ise durum her geçen gün geriye gidiyor. Çok tehlikeli bir yer oldu. Yolsuzluk aldı yürüdü. Şimdi olsa, asla gidip lokanta açmam orda."

Ticaret de çok canlı. Türkiye ve İran sınır kapıları dışında, bölgenin kalbi ve yönetim merkezi Erbil'de ve Kürdistan Yurtsever Birliği'nin üssü sayılan Süleymaniye kentlerinde iki uluslararası havaalanı, Kuzey Irak'ı dünyaya bağlıyor. Erbil'in, esnafının çoğu Türkmen olan Kayseri Çarşısı gayet canlı.

Ticaret, otelcilik, lokantacılık ne kadar canlı ve dinamik olsa da -tabii petrolü dışarda tuttuğumuzda - asıl en büyük kârlar inşaat sektöründe...

Erbil ve genel olarak bütün bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi toprakları kocaman bir şantiye gibi. Bakanlıklar, yollar, köprüler, su şebekeleri, üniversiteler, hapishaneler, oteller, konutlar, herşey yeniden inşa ediliyor.

Herkes memur, üretim yok

Ama bahsettiğimiz dinamiklerine karşın bölge ekonomisinin çok önemli yapısal sorunları var. Bunların önemli bir kısmı da tıpkı vergilendirilmemiş ekonomi gibi aslında petrol zenginliğinin tipik sonuçları... Maaşa bağlanmış bir nüfus, sanayi ve tarım sektörlerinin gelişememesi gibi...

Erbil'deki Kürdistan Üniversitesi'nden Doktor Denise Natali, gelişeceğinden de umutlu değil. 'Çünkü bir grand plan yok' diyor. 1992 yılından bu yana bölgede yaşayan Doktor Natali, 15 yıldır bir çok fırsatın kaçırıldığı görüşünde.

"İnsanlar bölgeye ilk bakışta, hızlı bir gelişme görüyor. Herşey yeniden inşa ediliyor. 2003 sonrası Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin daha büyük bir meşruiyet kazanması, sınır komşularıyla ilişkilerini geliştirmesi de önemliydi tabi. Ama ben sürecin olumsuz yanlarına odaklanmak istiyorum. Öncelikle, hâlâ stratejik bir kalkınma planı yok. 2003'ten sonra Birleşmiş Milletler'in Irak'a ait birikmiş fonlarından bu bölgeye düşen bir buçuk milyar dolar buraya aktarıldığında, bunun nasıl harcanacağı konusunda bir plan yoktu, hala da yok. Sürekli bir şikayettir gidiyor.

"Birleşmiş Milletler, Batı, Dünya, Kürtleri unuttu deniyor. Ama bence bölge liderliği, buranın ayakları üzerinde durabilmesini sağlayacak adımları atmamayı tercih ediyor. Mesela, Kuzey Irak bütçesinin yüzde 68'inin memur maaşlarına ayrılması... Altyapı veya tarımın geliştirilmesine kaynak ayrılmıyor. En önemlisi, hükümetteki siyasi partiler, bölgeye akan fonlar sayesinde her zamankinden daha güçlüler. Yani eskinin, devletin herkesi maaşa bağladığı merkeziyetçi devletinden, yine herkesin maaşa bağlı olduğu bir tür yarı liberalizme geçiş süreci yaşanıyor."

1996 yılından bu yana bölgede hem medya alanında hem de inşaat sektöründe işadamı olarak faaliyet gösteren İlnur Çevik de planlama olmadığında hemfikir, 'ama bunun bir sebebi var' diyor.

Petrol satış lisansı bekleniyor

Bölgesel hükümetin şu anda önündeki en önemli sorunun merkezi bütçeden gelirlerini düzenli ve istikrarlı bir şekilde alamaması olduğunu söyleyen İlnur Çevik, bu darboğazdan çıkışın yolunun, Kürtlerin de onay verdiği ve şu anda Irak meclisinde onaylanmayı bekleyen yeni Irak petrol yasasından geçtiğini düşünüyor.

Çünkü bu yasanın kabulüyle Kürtler topraklarından çıkan petrollere sahip olmayacaklar ama, onun satış hakkını elde edecekler. Bunu merkezi bütçeden kendilerine verilen paya mahsup ederek. Dolayısıyla da istikrarsız bir ülkede en azından gelirlerini kontrol etmeleri mümkün olacak.

Kuzey Irak ekonomisine gıdadan, inşaate ve petrole kadar damgasını vuran Türk şirketleri ve onların bölgeye ve ekonomisine bakışlarıyla sürdüreceğiz dizimizi. Ama programın başında uğradığımız Erbil'in Ainkawa mahallesindeki Ermeni gecesine dönerek aralayalım sohbetimizi...

Halay, muhtemelen, bölge insanının zorluklarla başetme yollarından biri ve böyle zamanlarda iyice önem kazanan dayanışmanın da sembolü.

Erbil'e göçmek zorunda kalan Bağdatlı, Basralı, Musullu, Kerküklü Ermeniler de Paskalya partilerini ağır bir dansla açtılarsa da, sabaha kadar içiçe halkalar halinde halay çekerek noktaladılar. Halaya katılmayan kimse kalmadı...
 
^^ Başa dön ANA SAYFAYASAL UYARI