![]() |
||
|
|
GÖZLEMCİLER YORUMLUYOR: PADDY ASHDOWN VE MATTHEW RYCROFT Eski Yüksek Temsilci Paddy Ashdown ile mülakat İngiltere'nin eski büyükelçisi Matthew Rycroft ile mülakat Uluslararası toplum Bosna Hersek'te siyaseti, bir özel temsilci ile gözlemliyor.
Yüksek temsilci, 55 ülkeden oluşan Barış Uygulama Konseyi adlı bir oluşuma ve bunun icra kolu olan Yönlendirme Kurulu’na karşı sorumlu. Bu konsey ve kurulda, AB ülkeleri ve ABD’nin yanı sıra, Rusya ve Türkiye de yer alıyor. Amaç Yüksek Temsilcilik makamına bir noktada son verilmesi ve temsilciğin yetkilerinin bir bölümü ile Avrupa Birliği’ne devri. Yüksek Temsilcilik ve AB temsilciliği görevini son yıllarda aynı ismin, Slovak diplomat Miroslav Lajcak'ın yürütüyor olması da bu hedefin sonucuydu. Bosna Hersek’te savaşın sonundan bu yana 2.200 kişilik bir barış gücü görev yapıyor. Fransa, İspanya gibi ülkelerin arzusu Althea Operasyonu adı altındaki bu güce artık son verilmesi. Ancak İngiltere ve Türkiye gibi ülkeler, ‘hedeflere ulaşılmadan’ gücün çekilmesi ihtimaline karşı uyarılarda bulunuyor. Halihazırda, hem yüksek temsilcilik makamının hem de barış gücünün görev süresi 2009 ortalarına dek uzatılmış durumda. Peki daha ne kadar sürecek bu durum? Bosna Hersek Avrupa’nın ortasında çözülememiş ama donmuş bir kriz olmaya doğru mu gidiyor? Bu konuda, Bosna Hersek bağlamında etkin rol almış iki diplomatın görüşlerine başvurdum: Eski Yüksek Temsilci Lord Paddy Ashdown ve İngiltere'nin eski Saraybosna Büyükelçisi ve Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa'dan sorumlu müsteşarlığı yetkililerinden Matthew Rycroft ile mülakatlarımızın metinlerini aşağıda bulabilirsiniz. ASHDOWN: BOSNA HERSEK BİSİKLET GİBİ; İLERLEMEZSE DEVRİLİR Bosna Hersek’te uluslararası toplumun yüksek temsilciliği görevini 2002-2006 arasında dört yıl süreyle yürüten Lord Paddy Ashdown, ülkede son dönemde fazla ilerleme kaydedilmediğinden şikayetçi. Ashdown son aylarda ülkenin bir felakete gidebileceği uyarısında bulunuyordu.
Ülkedeki diplomatlar şimdi o dönemden 'en azından o zaman bir şeyler oluyordu' diyerek söz etse de, bu üslubunun daha sonra adının geçtiği Afganistan yüksek temsilciliği için tercih edilmemesinde etken olduğu öne sürülüyor. Lord Ashdown'a ilk olarak Bosna Hersek’te ilerleme sağlanmaz, durum aynen devam ederse ülkenin bu şekilde varlığını koruyup koruyamayacağını sorduk: ASHDOWN: Uluslararası toplumun Bosna’nın yeniden bir çatışma durumuna dönmesine ya da Bosna olarak varolmamasına izin vereceğini sanmıyorum. Çünkü bunun yaratacağı sonuçlar çok büyük olur. Çok net olarak şunu söyleyeyim, eğer Bosna 1990’ların ortasındaki gibi bir savaş durumuna dönerse, Balkanlarda istikrarı bozan çok ciddi bir unsur olacaktır. Balkanlar’da, Bosna’nın çevresindeki tüm ülkeler Avrupa’ya yaklaşır, ilerleme kaydederken ortada bir savaş demektir bu. Dolayısıyla; bir bunun pek olası olduğunu sanmıyorum. Bence Bosna Hersek’te süratle bir çatışma ortamına dönülmesi pek olası değil, ayrıca, uluslararası toplum da buna izin vermez. İkinci olarak, bana sorarsanız uluslararası toplum Bosna Hersek’in parçalanmasına da rıza gösteremez. Bu nasıl mümkün olabilir ki? Tahminimce, Dublin Avrupa Birliği’ne doğru giderken Belfast’ı ne kadar istiyor idiyse, Belgrad da Banja Luka’yı ancak o kadar istiyor. Dolayısıyla Sırbistan şimdi kendileri Avrupa yolunda ilerleme katederken Sırp Cumhuriyeti’nin kendilerinin bir parçası olmasını istemeyecektir. 'Kara delik' tehlikesi Dahası, böyle bir durumda, tam ortada bulunan gerçekten de başarı kaydetmiş tek bölge olan karma etnik nüfuslu Brcko’yu ne yapacaksınız? Üçüncüsü Srebrenica, Salas gibi ölüm kamplarının bulunduğu bölgelere dönmüş olan onca Müslüman nüfusu ne yapacaksınız? Onları bir araya toplayıp önünüze katarak Sırp Cumhuriyeti’nin dışına mı çıkaracaksınız? Bu yüzden de, uluslararası toplumun Bosna’nın parçalanmasına izin vereceğini sanmıyorum. Burada söz konusu olan seçenekler savaş ya da Bosna Hersek’in parçalanması değil. Seçenekler şunlar: Bosna Hersek Avrupa yolunda ilerleyen işler bir devlet olabilecek mi? Yoksa uluslararası toplumun daha beter olmasına izin vermediği ama asla iyiye de gitmeyen bir durumda mı kalacak? BBC TÜRKÇE: Peki sizce uluslararası toplum ne yapmalı? Saraybosna’da konuştuğumuz bazı kaynaklar Brüksel’in ülkede olup bitenler konusunda neredeyse 'kör' olduğundan şikayetçiydi. ASHDOWN: Brüksel’in yapması gereken… Aslında Brüksel bir şey yapmıyor deyince, Brüksel’deki bürokrasiyi suçlamış oluyorsunuz. Ama bence entegrasyon ve Bosna’nın AB’ye katılmaya hazır işler bir ülke olmasını sağlayacak reform sürecini işletmekte başarısız olanlar üye ülkeler. Burada kabahat genişlemeden sorumlu komisyon üyesi Olli Rehn’de değil. Avrupa’daki; Berlin, Paris, Londra, Amsterdam, Madrid ve diğer başkentlerdeki başbakanlar. BBC TÜRKÇE: Bu başkentlerde bir Bosna yorugunluğu, bezginliği mi oluştu bir anlamda? ASHDOWN: Bence bu tehlikelerden biri. Çünkü şu anda savaşın üzerinden 15 yıl geçti ve insanlar Bosna’nın durumunun kötüye gitmesinin yaratabildiği sonuçları unuttular. Bence bu şu ya da bu şeydense, bir nevi unutkanlığın sonucu. Ancak kesinklikle haklısınız. En azından benim yüksek temsilci olduğum dönemde Bosna Hersek’i yönlendiren şey Yüksek Temsilci yetkileri değildi. Brüksel’in çekim gücü ve NATO’da dahil Brüksel’de bulunan kurumlardı. Bosna Hersek’i Avrupa’ya doğru yönlendiren bu çekim gücü, ve bununla beraber reformları sürdürme arzusu zayıfladı mı derseniz, ben zayıfladığını düşünüyorum. Bu sadece Bosna konusunda bir bezginlik değil. Genişleme konusunda da bir bezginlik var ve bence Bosna bu yüzden bir açmaza düşmüş durumda. Dolayısıyla evet Avrupa Birliği’ni açık açık suçluyorum. Burası Avrupa Birliği’nin arka bahçesi. AB’yi belirli şeyleri katı koşullara bağlamadığı için ve koşullar getirdiği zaman da bunun arkasında durmadığı ve net bir siyaset ortaya koymadığı için suçluyorum. BBC TÜRKÇE: Sizce bu açıdan polis reformu da kof bir zafer miydi? ASHDOWN: Polis reformu diye bir şey yok, asıl mesele bu. Hangi polis reformu? Özetle, reform için Bosna’da uygulanması gerekli olan belirli standartlar ortaya koyduk. Ulusal bir polis yapısı olmalı ve bunun siyasi bağlantıları olmamalı dedik. Avrupa Birliği ise bunların hepsinde geri adım attı. su koyverdi. Eski AB Komisyonu (Dış İlişkilerden sorumlu) üyesi Chris Patten hep söyler: Balkanların en kötü yanı, reform yapıyor gibi yapmaları, bizim de buna inanıyor gibi yapmamız. İşte olan tam da bu. Bosna Avrupa’nın polis reformu için şart koştuğu tüm kuralları zayıflattı sonra da özünde reform olmayan bir reformun altına imza koydu. Ki bence Bosna gelecekte bunun bedelini ağır ödeyecek. Avrupa Birliği ise kendi sırtını sıvazlayıp reform sağladık dedi ki böyle bir şey olmadı. BBC TÜRKÇE: Sırp Cumhuriyeti bir noktada ayrılmaktan yana tavır koyarsa AB’nin elinde bunu önlemek için ne gibi gereçler var? ASHDOWN: AB’nin elinde çok sayıda araç var. Her şeyin başında NATO’nun da desteklediği bir askeri gücü var. İkinci olarak hayati önemde baskı unsurları var. Örneğin Belgrad’a “eğer AB’ye katılmak istiyorsanız benimsediğimiz temel ilkemiz, komşularımızın sınırlarını değiştirmemek” denebilir. “Dolayısıyla siz de Bosna’nın parçalanmasında herhangi bir rol oynarsanız AB’yi giden yolunuz tıkanır.” Ancak bakın; bence Milorad Dodik’in planı bu değil. Bence Milorad Dodik milliyetçi değil, fırsatçı. Miloşeviç de fırsatçıydı. Milorad Dodik Miloseviç ile aynıdır demiyorum ama o da milliyetçiliği kullanıyor. Bence planı adım adım ayrılmaya giden bir yaklaşım uygulamak değil. Bence planı Bosna’daki zorlukları ve sorunları uluslararası toplumun sabrının tükeneceği bir noktaya getirmek. Bana sorarsanız uluslararası toplum açısından böyle bir şey olmayacak. Dodik'in çıkarı Dayton'ı işletmemekten yana. Çünkü Dayton işlemezse, uluslarararsı toplumun yılıp ipin ucunu bırakacağını düşünüyor. Öte yanda; (Boşnak Cumhurbaşkanı) Haris Silajdzic de çıkarının Dayton'ı işletmemek olduğunu düşünüyor; çünkü Dayton işlemezse uluslararası toplumun gelip Dayton'ı yeniden yazıp; Sırp Cumhuriyetini de feshdeceğini düşünüyor. Bu siyasetlerin ikisi de safsata ve hayal alemi ürünü. Böyle bir şey olmayacak. Her iki taraf da sahip olacakları tek ülkenin bu olduğunu ve bunu yokedeceklerine işletmeleri gerektiğini anlayana dek ilerleyemeyecek. BBC TÜRKÇE: Bosna Hersek 2010'da genel seçime gidiyor. Ülke seçim ortamına gitmeden tartışmalı sorunları çözmek için bu yıl Bosna için kritik bir yıl mı? ASHDOWN: Bosna için her yıl kritik. Savaş sona erdiğinden bu yana Bosna için kritik olmayan bir yıl yoktu. Her yıl aşılması gereken zorluklar vardı. 2009’un önemli bir yıl olduğuna şüphem yok. Seçimler de önemli. Ancak öte yandan önceki ve ondan önceki seçimler de önemliydi. BBC TÜRKÇE: Peki Bosna Hersek'in durumunda bir ilerleme olmaması, statükonun korunması ne anlama gelir ülke için? ASHDOWN Bosna bir bisiklet gibi. Eğer ilerlemezse devrilir. Dolayısıyla Bosna’nın sürekli ilerlemesini sağlamalısınız. İşte bence asıl zor olan da bu. Bosna 10 yılda müthiş bir ilerleme kaydetti. Son iki üç yılda ise bu ilerleme durdu. Tehlike bu. Bu ivmeyi yeniden yakalamamız gerekiyor. BBC TÜRKÇE: Bosna Hersek geçen yıl Avrupa Birliği ile İstikrar ve Ortaklık Anlaşması imzaladı. Kasım ayında ise ülkenin üç siyasi lideri arasında anayasal reformlar için Ocak (Prud) Anlaşması yapıldı. Bu kapsamda, ülke üç parçalı mı olsun, 4-5 birime mi bölünsün, farklı fikirler var. Sizce bu kadar farklı yaklaşılan konularda anlaşmaya ulaşmak mümkün mü? ASHDOWN: Bence mümkün. Müzakereler zaten bunun için var. Ancak Avrupa bu sürecin bir parası Avrupa’ya yaklaşmak ve önce daha fonksiyonel, işlerliği olan bir devlete kavuşmak gerekiyor demedikçe bu olmayacak. Avrupa’nın bir parçası olmak, hangi etnik gruptan , hangi siyas partiden olursa olsun tüm Bosnalıların arzusu. Ve bizim bunun için bazı standartlar getirmemiz gerekiyor. Kastettiğim, bunların nasıl yapılması gerektiğine ilişkin bir tablo ortaya koymak değil. Örneğin bütçe harcamalarının ne kadarının devlet dairlerinin işletilmesine gideceğine bir yüzde sınırlaması getirmek- ki şu anda bu harcamalar akıl almaz derecede yüksek. Aslında bütçenin pek azı halk için harcanıyor. Bunların yerine getirilmesi gereken koşullar olduğunu ve durum iyileşip koşullara uyulmadan Bosna’nın birliğe katılamayacağını çok açık şekilde ortaya koymalıyız. Bu ilk nokta. İkinci olarak, partiler arasındaki anlaşmanın imzalanmış olmasını memnuniyetle karşılamakla beraber, benim Bosna konusundaki temel ilkem her zaman insanların söylediklerine ya da imza attıklarına değil, ne yaptıklarına bakmak. İşin özü şu: Kendinizi milliyetçi olarak adlandırabilirsiniz, ya da kendinize ben gayri milliyetçiyim diyebilirsiniz aynı Milorad Dodik’in son seçimden bir kaç gün önce yaptığı gibi... Ama asıl önemli olan kendinizi ne olarak adlandırdığınız ya da neye imza attığınız, ne söylediğiniz değil. Korkarım Kasım’da üç tarafça imzalanan anlaşma, memnuniyet verici olsa da herhangi bir eylem ortaya çıkarmadı. Dolayısıyla anlaşma konusundaki hükmümü ancak eylem görünce verebilirim, daha öncesinde değil. 'Zafer erken ilan edildi' BBC TÜRKÇE: Sizce bu kaygılar ışığında Avrupa başkentlerinde Bosna konusuna yeniden eğilme yolunda bir eğilim canlanacak mı? ASHDOWN: Bence Avrupa başkentlerinde bir uyanış var. Benim son beş altı ayda yaptığım da Avrupa’yı Bosna’daki sorunlar konusunda uyandırmaya çalışmaktı. Avrupa’da pek çokları burada kaydedilen harikulade başarı ve ilerleme nedeniyle görevin başarıldığını, işin tamamlandığını düşündü. Geçmişte de pek çok kez hatamız, iş bitmeden bittiğini ilan etmek oldu. Zaten uluslararası müdahalelerin pek çoğunun başına gelen felaket de bu olmuştur. Doğu Timor da bunun bir örneğidir mesela. Ama bence Avrupa başkentlerinde insanlar şimdi uyanıyor ve tehlikenin farkına varıyor. BBC TÜRKÇE: Avrupa, Ortak Dış ve Savunma Politikasının çoğu unsurunu Bosna’da seferber etti. Pek çok unsurunu bir anlamda burada deniyor. Bosna’nın tam anlamıyla bir başarı öyküsü olmaması, tüm uluslararası çabalara rağmen 100 üzerinden 60’lık bir ülke olması durumunda, bu Avrupa’nın Ortak Dış ve Savunma Politikasının etkinliği açısından ne ifade eder? ASHDOWN: Bu kesinlikle çok doğru bir soru: Avrupa, etkin bir dış politikası olduğu iddiasında... Gerçekten de Avrupa Birliği, Bosna'da, başka hiç bir yerde olmadığı kadar çok aracını seferber etmiş durumda. Bir askeri güç var, muazzam bir yardım programı var... Miroslav Lajcak'ın şahsında; icra yetkileri de olan bir yönetici var. Bir Avrupa polis gücü var. Yani Bosna'da nüfuz sağlamak için hiç bir yerde olmadığı kadar çok gereç var. Eğer Avrupa buna rağmen Bosna'nın ilerlemesini sağlayamazsa; evet, bu Avrupa'nın etkin bir ortak dış politika ve savunma politikasına sahip olduğu iddiası konusunda hiç hoş olmayan, elem verici bir tablo demektir... BBC TÜRKÇE: Peki ya Amerika’nın rolü? Siz ABD’nin nasıl bir rol oynamasını bekliyorsunuz? ASHDOWN: Bakın, bu ABD’nin sorunu değil. Hakikaten değil. Bu Avrupa’nın arka bahçesine dahil, Avrupa’nın bir parçası, sınırlarının içinde. Bugün Bosna zor bir durumda desteksiz halde. Ülke Avrupa ile çevrili halde. Avrupa’nın ötesinde bir yerde değil, Avrupa’nın limitleri içerisinde. Benim görüşüm her zaman Amerika Birleşik Devletleri’nin burada oynayabileceği önemli bir rol olduğu, ancak bu rolün Avrupa ile uyumlu halde oynanması gerektiği şeklinde. Amerika’nın yaptıklarının Avrupa’yı desteklemesi son derece önemli. Belki 92’de 95’teki savaşta olmuş olsa bile son yıllarda Amerika’nın Avrupa’yı desteklemek konusunda tam bir kararlılık sergilemediğine ilişkin tek bir işaret bile görmedim. Ancak sorun ABD’nin desteğinde yetersiz kalması değil, Avrupalıların bir plandan yoksun oluşu. Bu arada Obama iktidara geldiğinde çok taraflılığa hazırım diyebilir ama bu noktada Avrupa’nın buna muhatap olacak çok taraflı kurumlardan yoksun olduğunu görecektir. BBC TÜRKÇE: Strateji olarak neyi tavsiye ediyorsunuz? Bosna Hersek'te belli alanlarda 'yapılabildiğince' reforma gitmek uzun vadede bir şeyleri çözebilir mi yoksa daha köklü ve yapısal bir yaklaşıma gitmek kaçınılmaz mı? ASHDOWN: Bence Avrupa’nın daha yapısal bir yaklaşım sergilemesi gerekli. Bence asıl kilit olan bu. Avrupa’nın koşullarının ne olduğuna ilişkin daha açık göstergeler görmeliyiz, Avrupa da bunların yerine getirildiğini sağlamak için biraz ilkeli, metanetli davranmalı. Avrupa’da kendimizi 'işte koşullar' deyip bunları unutup uygulamadığımız bir duruma sokamayız. BBC TÜRKÇE: Peki burada temel yapı hala Dayton yapıları mı olacak? ASHDOWN: Dayton’ın sorunu, savaşı sona erdirmek için çok iyi bir anlaşma oluşuna karşın, işler bir devlet kurmak için pek iyi bir anlaşma olmayışı. Tabii ki Bosna sonuçta 10-11 başbakanı, 11 polis teşkilatı olan bir durumda kalamaz. Bu imkansız. Barışa istikrar kazandırmak istediğiniz zaman buna müsamaha gösterebilirsiniz ama bir devlet inşa etmek için başka bi şeye ihtiyacınız var. Ancak burada işin zorluğu, yola Dayton ile çıkma ihtiyacı. Dayton’ı terkedemezsiniz. Dayton bir evi saran yapı iskeleleri gibi. Evi var olan bu iskelenin içinde inşa etmelisiniz. Dayton’ı terkedemezsiniz, Dayton’ı bir sonraki yapıyı inşa etmek üzere kullanmak zorundasınız. Karşı karşıya olduğumuz görev bu. MATTHEW RYCROFT: BARIŞIP UZLAŞMA VAKİT ALIYOR
Halen İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa'dan Sorumlu Direktörü olan Rycroft, varolan sorunlara rağmen iyimserliğini koruyor ve yaşananlardan sonra ülkede yaşamın ve ilişkilerin normale dönmesinin zaman alacağının unutulmaması gerektiğini vurguluyor. Rycroft'a önce Bosna Hersek halkı bir arada yaşama arzusunu samimiyetle paylaşıyor mu diye sordum: RYCROFT: Evet, bence bunu gerçekten istiyorlar. Bence ülke halkının büyük çoğunluğu 1990’lardaki savaşta gerçekten eziyet çekti. Bir daha asla böyle bir şey olduğunu görmek istemiyorlar. Mutlu, başarılı, müreffeh ve istikrarlı bir hayatın yolunun çatışmaları geride bırakıp Avrupa Birliği üyeliğine doğru ilerleme olduğunun da farkındalar. BBC TÜRKÇE Bosna Hersek’te savaşın sonundan bu yana çok ilerleme oldu. Ama bu ivme durulmuş halde. Gelinen noktada ilerleme olmazsa ülke bu haliyle sürdürülebilir durumda mı? RYCROFT:1995’te savaşın sonundan bu yana ilerleme sağlandığını söylemekte haklısınız. Ülke çok uzun bir yol kat etti ve büyük miktarda uluslararası yardım aldı. Savaşan taraflar şimdi, tek bir ülkenin devlet düzeyinde tek bir hükümetin parçası ve pek çok şey başarıldı. Bence geleceğe dönük ilerlemenin en iyi yolu, ülkenin AB ve NATO üyeliğine doğru ilerlemesi. Ülkenin büyük çoğunluğunun yapmak istediği bu; koşulları yerine getirmeleri kaydıyla NATO ve AB bünyesinde bizlerin istediği de bu. Ancak ileriye doğru gitmezlerse her zaman için durumun kötüye gitmesi riski de bulunuyor. Ve bunu engellemek için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerekir. BBC TÜRKÇEKötüye gitmek derken kastınız nedir? RYCROFT:Sizin de ifade ettiğiniz gibi AB ve NATO’nun ortaya koyduğu koşulları yerine getirmede bazı gecikmeler oldu. Siyasi düzlemde engellemeler oldu. Siyasi liderler kendi şahsi, etnik kökenlerine dayanan siyasi partilerinin ötesine geçmeyi, siyasi ayrımları aşarak ülke genelinde hakiki bir uzlaşma sağlamayı başaramadılar. Bence gerekli olan da bu. Eğer Orta Avrupa’daki, Balkanlardaki diğer ülkelere bakarsanız, pek çoğu her yönden Bosna Hersek’ten daha hızlı ilerledi, çünkü siyasi liderler AB’ye yaklaşmak için siyasi ayrımlarını aşmanın yollarını buldular. BBC TÜRKÇE Bu sürecin bir parçası da toplumlar arası barışma olabilir mi? RYCROFT:Evet, barışıp uzlaşma çok önemli. Ama çok zaman alıyor. Bosna’daki pek çok kişinin yaşadığı türden trajedileri yaşayanlar için bunların geride kalması, sorunların çözülmesi ve samimi bir barışma ve uzlaşmanın gerçekleşmesi çok uzun zaman gerektiriyor. Ulusal düzeyde, devlet düzeyinde tamamlanmış olması gereken pek çok şey var. Örneğin General (Radko) Mladiç dahil, savaş suçlarından aranan herkesin yakalanması gibi... Ancak bence, barışma bundan daha bireysel bir süreç ve Bosna Hersek’te her kişinin bu noktaya gelmesi barışma yolunu bulup, hayatına devam etmesi için pek çok farklı yol var. BBC TÜRKÇE Bir yıl kadar önceki bir mülakatınızda bunun zamanı daha gelmedi demiştiniz; ne zaman gelecek bu vakit sizce? RYCROFT: İnsanlar bana Güney Afrika’daki gibi bir gerçek ve barışma komisyonu kurulmalı mı diye soruyorlar. Benim fikrimi sorarsanız bunun vakti geldiğinde Bosna Hersek halkı bunu yapacaktır. Dışarıdan, uluslararası toplumun çağrısıyla olabilecek bir şey değil bu. Buna yönelmek, bunu vaktinden önce yapmaya çalışmak olur. BBC TÜRKÇE AB’nin barış gücünün görev süresi sürekli ancak kısa dönemlerle uzatılıyor. Sizce bu güce daha ne kadar süre ihtiyaç var? Bir caydırıcı olarak mı gücün burada kalması tercih ediliyor? RYCROFT: Haklısınız, şu anda gücün oynadığı rol kimileri için caydırıcı kimileri içinse teminat olmak. Bu askeri bir rol değil. Oradaki barış gücü, askeri kuvvet kullanmak durumunda kalmıyor. Varlıkları ile yaptıkları gelecekte bir gerginlik oluşmasını caydırmak. Bence barış gücünün gerekli olduğunca orada kalmasını sağlamak için alınacak karar hem askeri hem de siyasi açılardan çok önemli. Gücü vaktinden önce çekmek riskli olur. BBC TÜRKÇEBir başka deyişle, askerlerin burada bulunuşu hala durumun riskli olarak algılandığına işaret ediyor diyebilir miyiz? RYCROFT: Bence risk kesinlikle mevcut. Barış gücü orada olduğu sürece bir çatışma çıkabileceğini düşünmüyorum. Bu nedenle oynadığı rollerden biri caydırıcılık olarak ifade ediliyor. Bu nedenle gücün çekilme vaktini çok dikkatle ve toplu mutabakat içinde belirlemeli ve kararın gereğinden önce alınmamasını sağlamalıyız. BBC TÜRKÇE Bazı batılı ülkelerde kimi zaman kimi bölgelerin ayrılması konusunda tartışmalar gündeme gelebiliyor. En sık verilen örnek, Belçika’da Flaman ve Valonların durumu. Bosna Hersek içinse böyle bir durumu telaffuz etmek bile çok tehlikeli bulunuyor. Bu savların Bosna’da neden gündeme bile gelmemesi istendiğini açıklayabilir misiniz? RYCROFT: Belçika ile Bosna arasında pek çok fark var. En bariz olanı da daha 13 yıl önce Bosna'da bir savaş yaşanmış olması. Dolayısıyla ayrımlar hala çok derin ve taze... Ve her zaman sürecin tersine dönüp kötüye gitmesi, yeni çatışmalar yaşanması riski var... Belçika'da ise siyasette işler ne kadar güçleşirse güçleşsin, siyasi bir meselenin başka bir şeye dönüşmesi riski bulunmuyor. Bizim uluslararası toplum olarak yapmamız gereken ülkenin AB ve NATO üyeliği sürecine geri dönüşü olmayan şekilde girmiş olmasını sağlamak. BBC TÜRKÇE Anayasal reform süreci bu hedef için bir önkoşul durumunda. Ülkenin temel siyasi meseleleri konusunda bir çözüme varılamazsa bu Bosna halkı için ne demek? RYCROFT: Bence Bosna halkı, kendilerini AB üyeliğine taşıyacak bir anayasaları olmasını istiyor. Bu da devlet düzeyinde gereken tüm yasaları çıkarabilecek ve etkin şekilde işlemek üzere düzenlenmiş kurumları oluşturacak bir anayasa olmalı. Dayton anayasası savaşı bitirmeye yönelikti ve bu konuda son derece etkili sonuç getirdi. O zamandan bu yana ise işler değişti. Şimdi insanların ihtiyaç duyduğu, Avrupa Birliği’ne yakınlaşmalarını sağlayacak bir anayasa. Şimdiki anayasa buna elverişli değil. Birbirini karşılıklı olarak denetleyen çok fazla unsur var ve sistemin bütünü fazla karmaşık. Yönetim çok fazla idari düzeyden oluşuyor. Bu nedenle baştan bu yana, gayretler bir anayasal reformdan yana. Ancak bu anayasal reform Bosnalılarca yapılmalı. Bu, onların ülkesi. Uluslararası toplum bir şey dayatmaya çalışmamalı. BBC TÜRKÇEAvrupa Birliği üyeliği hedefi hangi köken ya da geçmişten gelirse gelsin, ülke halkının üzerinde birleştiği bir hedef. Sizce diğer Avrupa ülkelerinde bu cazibeden faydalanma iradesi var mı? RYCROFT: Avrupa’da hepimiz Bosna Hersek’in Avrupa yolunda ilerleme sağladığının bilincindeyiz. Gerekli tüm koşulların yerine getirilmesi ardından katılımın da bu yolculuğun nihai hedefi olması konusunda birleşiyoruz. Bence şu sırada Avrupa’da insanlar olup bitenler konusunda ise endişe duyuyor. Siyasi söylemler, bazı parti liderlerinin engelleyici tutumu gibi unsurlardan kaygılanıyor ve bu eğilimi tersine çevirmek ve bir an evvel ilerleme sağlamak istiyorlar. BBC TÜRKÇE Bosna Hersek bir süredir gündemde değildi. Önümüzdeki bir kaç yılda ülkenin adını daha sık duymak söz konusu olur mu? RYCROFT: Kimi zaman bir ülkenin adını duymamak, başarılı olduğunuzun işaretlerindendir. İşlerin iyi gittiği anlamına gelir. Haberlerde adı geçmiyordur, çünkü burada çatışma yoktur, hedefler yönünde ağır ama istikrarlı bir ilerleme kaydediliyordur. Umarım Bosna Hersek’te tutturduğumuz ritm de bu olur. Son 13 yılda uluslararası toplum Bosna Hersek ile çok yakından ilgilendi, büyük bir çaba gösterdi, para döktü. Bir aşamada, bunun uluslararası toplum ile herhangi bir ülke arasındaki normal ilişki durumuna gelmesi gerek. Bu da ülkenin uluslararası unsurlar olmaksızın, oradaki liderler ve halkın bir arada hareket etmesiyle ilerlemesi demektir. Başarının işareti bu olacaktır. Başa Dön |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ^^ Başa dön | |||