![]() |
||
|
|
ALTINCI BÖLÜM: GELECEK VİZYONLARI
GELECEĞİNİ ARAYAN ÜLKE'NİN ALTINCI BÖLÜMÜNÜ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN Bosna Hersek’te aynı siyasi ve toplumsal coğrafyaya bakıp ne kadar farklı şeyler görülebildiğine tanık olmak insanı şaşırtıyor.
“Bu bir gerçek... Bu "üç millet tek devlet" şeklinde bir bir Yugoslav düşü değil. Hepimiz aynı müzisyenleri dinliyoruz; hemen hemen aynı dili konuşuyor; Belçika'da Flaman ve Valonlar için mümkün olmayan bir düzeyde iletişim kurabiliyoruz. Neden bir arada yaşamayalım ki?” diye soruyor: “Kendilerini başkalarından en fazla tecrit edenler, kimlikleri konusunda güvensiz olan kesimlerdir... Çünkü ‘ben kimim bilmiyorum, ama kesinlikle o değilim’ demek en kolaycı çözümdür...” 550 yıldır burada yaşayan üç toplumun nesilden nesle yadigar bıraktığı bu topraklara başka açıdan yaklaşmak da mümkün. Sırp Cumhuriyeti Başbakanı Milorad Dodik, üç halkın bir arada ahenk içinde yaşadığı düşüncesinin doğru olmadığı, husumetlerin yüzyıllar geriye gittiğini belirtiyor. “Burası 500 yıl Osmalı İmparatorluğunda Türklerin yönetimindeyken; Müslümanlar - ya da Boşnaklar rahattı ve topluma entegre hissediyorlardı. Sonra Avusturya Macaristan geldi. Bu kez Sırplarla Müslümanlar baskı altında hissetti; Hırvatlar çok rahattı. Yugoslavya döneminde Sırplar çoğunluktu ve rahatılar çünkü sırpların çoğunluk olduğu bir yugoslavya'nın parçasıydılar. İşte tüm bu tarihi travmalar yüzünden, uluslardan birisi memnunken diğer ikisi olmadığından, bu husumetler meydana çıktı.” Peki ülkenin geleceği, sorunlarının çözümü nerede? Boşnak siyasetçi Süleyman Tihiç’e göre, “Bosna Hersek tüm vatandaşların kendilerini rahat hissedeceği bir ülke olmalı. Sadece bir halkın zevkine ya da keyfine göre bir devlet olamaz. Bir mutabakat olmalı...”
Kilit konularda üç halkın da rızası olmadan karar alınamıyor. Ancak şu haliyle devletin yapısı kimsenin hakkının kimseye geçmemesine göre çizilmiş durumda, çözüm üretmeye göre değil ... İşte bu nedenle Bosna Hersek siyasetçileri yeni bir anayasal düzenleme arayışında... Konuştuğumuz siyasetçiler bunu 2009’da sağlamayı umuyorlar. Ancak yapılacak düzenlemeler arasında nüfus sayımı yapmaktan idari sınırların yeniden çizilmesine çok köklü değişiklikler yer alıyor. İki entite 10 kanton yapısının işlerlik açısından istenen sonucu sağlamamasından olacak, Boşnak ve Hırvat siyasetçiler toprakların 4 ya da 5 birime bölüneceği yeni bir yapılandırmadan söz ediyorlar.
Sırp Cumhuriyeti'nin Başbakanı Milorad Dodik, kendisiyle sohbetimizde sıkça "ideal bir çözüm yok" cümlesini yineliyor... Kendi çözümünü sorduğumuzda federalleşmeden söz ediyor: “Fikirlerden birisi birkaç adet federal birim oluşturmak. Bunlardan birisi de Sırp Cumhuriyeti olmalı. Sırp Cumhuriyeti ve diğer federal birimlerin yetki alanlarının çok net ve kesin bir şekilde çizilmesi gerektiğine inanıyorum....” diyor.
“Bosna Hersek, Dayton'a göre, federal bir devlet değil...” diyen Miroslav Lajcak, zaten “mesele şu ya da bu tür bir modele yönelmek değil. Mesele şimdiki anayasal yapının ancak üç kurucu halkın mutabakatıyla değiştirilecek olması.... Ve şimdi çeşitli ülkelerde uygulanan farklı modeller gündemde olsa da hiç biri, tüm tarafların mutabakatını sağlayamıyor...” diyor. Üçlü cumhurbaşkanlığı divanının Boşnak temsilcisi Haris Silajdzic, "Radovan Karaciç ve Radko Mladiç" gibilerin 1990'lardaki ülkeyi bölme planlarının hala yaşatıldığına inanıyor... Temsilcilerini dinlediğimiz üç partinin anayasal reform için hazırladığı anlaşmayı da desteklemiyor... Ancak Ocak Anlaşması’nın taraflarından Süleyman Tihiç, bir ilerleme zemini bulunabileceği konusunda iyimser... “Eğer ülkenin toprak anlamında yapılanması üzerinde uzlaşamazsak belki devletin yetkilerini görüşebiliriz, kurumların işlerliğini konuşabiliriz. Toprak konusunu ise gelecek aya gelecek yıla, ya da gelecekte bir zamana bırakırız...” diyor.
Ülke 2010'da seçime gideceğinden, ne yapılacaksa bu yıl yapılmalı görüşü sıkça dile getiriliyor... Peki bir çözüme varılmaması, şimdiki koşulların aynen devamı ne demek olur Bosna hersek için? “Bosna bir bisiklet gibi... Yürümezse devrilir. Dolayısıyla Bosna'yı sürekli ilerletmek zorundasınız...” Uluslararası toplumun Bosna Hersek eski yüksek temsilcisi Paddy Ashdown,, Bosna Hersek'in geleceği konusunda kaygılı olduğu uyarılarında bulunuyordu son aylarda. Görüşlerine Dayton'ın mimarı olarak nitelenen Richard Holbrooke da destek veriyor; Ekim başında komşu Hırvatistan'ın Cumhurbaşkanı Stipe Mesic ülkenin bölünmesi tehlikesi olduğu uyarısında bulunuyor; Sırplar ayrılırsa, Bosnalı hırvatların da buna yönelebileceğinden söz ediyordu... Ya bu korkular gerçekleşirse? Tihiç'in yanıtı net: "Kimse Bosna Hersek'i bölemez. Böyle bir ihtimal yok. Bu 1992'de çok daha kuvvetli unsurlar işin içindeyken bile; Miloşeviç, Karaciç, Tudjman veya Yugoslav ordusunun beş birliği buradayken bile mümkün olmadı. Dolayısıyla kimse ülkeyi bölemez. Dodik de dahil..." Milorad Dodik'e göre ise sıkıntıların kaynağı uluslararası toplumun tutumu: “Sorun şu ki, uluslararası toplum Dayton'ı harfiyen uygulamıyor. Dayton'ı gerekli reformları yapma adı altında değiştirmeye çalışıyor. Kabul edilebilir gibi bir şey değil bu. Uluslararası toplum Dayton'ı aynen uygulayıp Dayton'ın kurduğu dengeleri koruma şansını kaçırdı. Bu şekilde Pandora'nın kutusunu açtılar ve içinden tüm tarihsel korkular çıkmaya başladı.” Batı demokrasisinin önde gelen temsilcileri arasında sayılan ülkelerde, şu ya da bu bölgenin ayrılması, daha özerk olması senaryoları kimi zaman konuşuluyor... İngiltere'nin eski Saraybosna Büyükelçisi ve Dışişleri bakanlığı Avrupa masası yetkililerinden Matthew Rycroft'a soruyorum:
Rycroft, Belçika'dan farklı olarak "Bosna'da her zaman sürecin tersine dönüp kötüye gitmesi, yeni çatışmalar yaşanması riski var..." diyor: "Belçika'da ise siyasette işler ne kadar güçleşirse güçleşsin, siyasi bir meselenin başka bir şeye dönüşmesi riski bulunmuyor." Uluslararası toplum ülkedeki yüsek temsilcilik makamını kapatmaktan, üç yıldır son anda vazgeçiyor. 2.200 kişilik AB Althea barış gücünün görev süresi buna paralel olarak uzuyor. Matthew Rycroft; gücün varlığını "kimileri için caydırıcı, kimileri için bir garanti" olarak tanımlıyor. "Gücün çekilmesi zamanını belirlerken, bunun vaktinden önce olmamasına bu nedenle önem vermeliyiz..." diyor. Savaş yıllarını bir toplama kampında geçirmiş olan, Boşnak siyasetçi Süleyman Tihiç'in arkasında Aliya İzzetbegoviç'in portresi, karşısında bir Müslüman mezarlığının tablosu olduğu halde; sarfettiği sözler bu açıdan bakınca daha da önem kazanıyor: “Kimse ülkenin bir bölümünün Bosna Hersek'ten kopması tehdidinde de bulunamaz. Çünkü bu savaş çıkarır... Ve şimdi Bosna güçleri 1992'de olduğundan daha güçlü...” 'Kimse savaşın acısını yeniden tatmak istemez' Bosna Hersek'in 3 büyük kentine yaptığımız ziyaretler boyunca çok farklı kesimlerden, kaynaklardan tekrar tekrar aynı görüşü duyduk: "Evet krizler olabilir. ama halk savaşı yaşadığı için bir daha savaş istemiyor... Sıcak bir çatışmaya karşı en iyi caydırıcı da bu." Peki ya buzdolabına kaldırılmış bir açmaz senaryosu? Mesela Saraybosna'da konuştuğumuz bazı diplomatların deyimiyle Sırp Cumhuriyeti'nin "punduna getirip" ayrılma girişiminde bulunması? Yüksek Temsilci Miroslav Lajcak'ın buna yanıtı diplomatik baskı: "Uluslararası toplum bunu tabii önleyecektir; böyle bir şey olmasına izin vermeyeceğiz. Bu sonun başlangıcı olur... Ayrılma beyanı tecrit edilmenize yol açar. Eğer bütünüyle gözardı edilecekse; kimse tanımayacaksa bağımsızlık ilan etmenin ne anlamı var ki? Bu gerçekten tam bir siyasi, ekonomik kültürel ve diğer tüm yönlerden izolasyonu tetikler... İşte bu nedenle, "böyle bir şey gündeme gelemez" diyorum." Lajcak'ın yüksek temsilcilikteli seleflerinden Lord Paddy Ashdown ise tehlikenin sadece savaş ya da çatışmayla sınırlı olmadığı kanısında... "Burada seçenekler savaş ya da Bosna Hersek'in bölünmesi değil: Seçenekler Bosna'nın Avrupa yolunda işler bir devlet olup olmayacağı. Uluslararası toplum durumun iyice kötüye gitmesine izin vermese de, burası asla iyiye gitmeyen bir kara delik durumda kalabilir."
Avrupa Birliği üyeliği ülkede herkesin üzerinde uzlaştığı hedef olduğundan, Avrupa'nın burada nüfuzu çok güçlü, buna karşılık, Avrupa'dan beklentiler de çok yüksek... Miroslav Lajcak'a bu kez Avrupa Birliği temsilcisi sıfatıyla soruyoruz: Avrupa madem Bosna'de çözüm istiyor; üyelik sürecini hızlandırarak çözüme katkıda bulunsun diyenlere yanıtınız ne? Avrupa Birliği performans temelinde işleyen bir örgütlenme... Katılmaya hak kazanmalısınız. Böyle bir adımsa, öncelikle Avrupa Birliğini işlemez hale getirir. Çünkü ülkelerin belli bir performans düzeyini tutturmuş olması gerek. Ve bu vakit alıyor, hazırlık gerektiriyor. İkincisi böylesi, bir şey ülkenin ekonomisini mahveder. Bu dördüncü kümeden bir futbol takımını alıp birinci ligde oynatmaya benzer... Bu sadece takımı zorlayıp utandırır ve sonunda yokeder... Yapabileceğiniz tek şey takıma yatırım yapıp,, geliştirmek; böylece birinci lige çıkacak hale gelmesini sağlamak... Zaten Avrupa Birliği entegrasyon süreci de tam da bunu öngörmektedir...
Ben geçiş ve temsilciliğin kapanması kadar önemli bir adımı, takvimde bir tarihe bağlamanın akıllıca olacağını sanmıyorum. Öncelikle, siyaseten öngördüğümüz vasıflara ulaştığımızdan emin olmamız gerekiyor... Gereğinden bir gün uzun kalacak değiliz... Ama gerektiğinden kısa da da kalmayacağız çünkü tüm bu yüklü yatırımımızın yokolmasını istemiyoruz... Peki Bosna'da hedeflenen başarı öyküsüne ulaşılmaması, Avrupa Birliği'nin ortak dış politaka ve savunma hedefleri açısından ne anlama gelir? Bu soruyu eski yüksek temsilci Lord Paddy Ashdown'a yönelttik. Ancak ülkede ilerleme herşeyden önce Bosna Hersek'in 4,5 milyon kadar vatandaşının ihtiyacı... Dnevni Avaz gazetesinin editörü Saed Luckin, "Bize savaş bitti mi diye sormayın. Barışı tesis ettiniz mi diye sorun." diyor:
"Çünkü başka bir noktadan yola çıkmak, doğru olmaz... Bir de farklı bir açıdan bakın. İyi tarafından bakın... Dünyanın dört bir yanı,, inşa sürecini tam olarak tamamlamamış devletlerle dolu... İsrail, Kıbrıs ve Lübnan gibi ülkelerin de henüz çözümlenmemiş meseleleri var. Dolayısıyla biz bir istisna değiliz. Önemli olan bundan sonra nasıl bir gelecek kuracağımız...." Bosna Hersek halkının yarısının mülteci olduğu, pek çok yerde taş üstünde taş kalmadığı günlerden buraya şüphesiz büyük bir yol kat etti. Gelecek için de umut vadeden büyük bir potansiyele sahip... Turizm için başvurulabilecek doğal ve tarihi kaynakları bol. Ekonominin büyüme potansiyeli büyük; işgücü ucuz, başta kömür, demir ve boksit olmak üzere önemli yeraltı kaynakları var. Ama bunları etkin şekilde işletebilmek için de siyasi istikrar gerekiyor. Bosna 1995'te silahlar sustuğundan bu yana bu geleceği ararken; siyasetçilerini hala tarihi bir görev bekliyor... BU BÖLÜMDE DİNLEDİĞİNİZ PARÇALAR Dabogda, Dino Merlin Triple Head Monster, Dubioza Kolektiv Zapjevala Sojka Ptica, Mostar Sevdah Reunion Muje Kuje, Safet Isovic Hazurila, Adi Lukovac |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ^^ Başa dön | |||