YASAL UYARI  
SORGU ODASI
 

------------------------------------------------

 
- BÖLÜM 1

------------------------------------------------

 
- BÖLÜM 2

------------------------------------------------

 
- BÖLÜM 3

------------------------------------------------

 
- BÖLÜM 4

------------------------------------------------

 
- BÖLÜM 5

------------------------------------------------

 
- BÖLÜM 6

------------------------------------------------

 
- DOLAYLI İŞKENCE
BÖLÜM IV. Düşman yabancı değilse (Uruguay- Arjantin 1970-80)

 


BÖLÜM IV. Düşman yabancı değilse (Uruguay- Arjantin 1970-80)

Cezayir'de, Kore'de, Vietnam'da ve İngiltere'de işkencenin izini sürerken gördük ki, işkence sadece savaş alanında düşmana karşı değil, kimi zaman yönetim tarafından kendi halkına karşı da kullanılabiliyor.

Bu uygulamaların en yaygın olarak karşımıza çıktığı bölgelerin başında, şüphesiz, Latin Amerika geliyor.
Bir musluk
Basit bir musluk işkence aracı haline gelebiliyor
Uruguaylı Hugo Garcia, televizyonda seyrettiği dedektif filmlerinin cazibesine kapılmış, ülkesine hizmet etmek için Uruguay ordusuna yazılmış.

O da "Herkes işkenceci olabilir." diye düşünenlerden.

"Bu ülkenizin içinde bulunduğu duruma; sizin düşüncelerinize ve eğitiminize bağlıdır. Eğer beyniniz yıkandıysa bunu yapmaya muktedirsiniz demektir."

Uruguaylı Hugo Garcia'nın yaşadıkları işkenceci haline gelmenin ne kadar kolay, buna son vermenin ise ne kadar güç olduğunu gösteriyor.

Orduda üsteğmen olan Garcia, işkence yapmak üzere görevlendirildiğinde henüz deneyimsiz bir asker olduğunu, her söyleneni sorgulamadan yaptığını söylüyor.

Garcia'ya göre kendisine öğretilenlerin kaynağı ise Amerika Birleşik Devletleri...
"Benim tüm üstlerim, işkence ve sorgu konusunda Amerika Kıtası Okulu'nda Amerikalılarca eğitilmişti." diyor.

Panama'daki karanlık okul

Garcia'nın sözünü ettiği okul, School of the Americas, 1946'da Amerikan kara kuvvetlerince, Latin Amerika ülkelerinden asker ve subaylara İspanyolca eğitim vermek üzere kuruldu. Okul yaklaşık 55 yıl boyunca, 60 bini aşkın Latin Amerikalı subayı eğitti.

Resmi müfredatı, piyade taktikleri, askeri istihbarat, ve isyancı ve uyuşturucu kaçakçılarıyla mücadele yöntemlerinden oluşuyor.

Bağırıp çağıran bu insanların arasında olmak beni rahatsız etmiyordu. Buna görevim diye bakıyordum. Ben de bir profesyoneldim...
Hugo Garcia
 

Ancak 1980'li yıllarda okulun eğitmenleri arasında olan Amerikalı emekli binbaşı Joseph Blair, ne öğretiliyordu bu okulda sorumuza biraz daha farklı bir yanıt veriyor.

"Tecavüzden, çıplak bırakmaya, sivri uçlu araçlarla işkenceden, yakmaya, uzuvların kırılmasına, gözlerini çıkarmaktan, dağlamaya... Yani bir insana duymak isteyeceğiniz bir şeyi söyleteceğiniz bir noktaya götürmek için aklınıza gelen her şey..."

Tetikçi ya da "suikastçı okulu" diye de anılan Amerika Kıtası Okulu, Amerikan ordusuna bağlıydı ama Panama'da kurulmuştu. Bu nedenle de Amerikan yasalarına tabi değildi.

Burada başlıca hedef belli bir doktrini içselleştirmekti.

Hugo Garcia'nın işkence konusundaki temel eğitiminin çıkış noktası olarak gösterdiği bu okul, mezunlarının karıştığı cinayetlere duyulan tepkinin de etkisiyle 2001 yılında resmi olarak kapatıldı.

Ancak Georgia eyaletindeki Fort Benning askeri üssünde aynı tarihte oluşturulan Batı Yarıküre Güvenlik İşbirliği Enstitüsü pek çoklarınca aynı okulun devamı olarak gösteriliyor. Emekli Binbaşı okulun bir ihtiyacı karşılamak için kurulduğu ama faaliyetlerin maksadını aştığı kanısında...

"Düşman olduğu bilinen bir ordunun askerine bir şekilde bir askeri avantaj edinmenizi sağlayacak bir bilgilye ulaşmak için işkence yapmak bence hem haklı gerekçelere dayanan hem de akıllıca bir yöntem. Bunun ötesine geçmek ve işkence tekniklerini sırf insanları sindirmek yıldırmak için kullanmak bütünüyle yanlıştır, ahlaka ve etiğe aykırıdır. "

Bu okulun mezunu olan üstleri, Uruguay'da Hugo Garcia'ya ülkesinin komünistlerin tehdidi altında olduğunu ve bununla mücadele etmek gerektiğini anlattı.

"Sarı Denizaltı" eşliğinde işkence

 

Hugo Garcia, bu yıllarda kullandıkları en etkili yöntemin "denizaltı tekniği" olduğunu söylüyor.

Kişi tekrar tekrar suya batırıp su altında tutulduğunda boğulmakta olduğunu sanır, ardından vücut fonksiyonlarına hakim olamamaya başlar.

Üstelik işkence sırasında askerler sürekli müzik çalıyordu. En çok da o yıllarda popüler olan Beatles'ın Yellow Submarine, sarı denizaltı parçasını.

İşkencenin bilgi almak için etkili bir yol olduğu kanısını hala koruyan Huıgo Garcia, "Siz ne hissediyordunuz?" diye sorulduğunda, "Bağırıp çağıran bu insanların arasında olmak beni rahatsız etmiyordu. Buna görevim diye bakıyordum. Ben de bir profesyoneldim..." diyor.

Hugo Garcia üç yıl boyunca işkence seanslarına sadık bir şekilde katıldı. Ancak bir gün ailesinin yakından yanıdığı bir kadına işkence edildiğini gördü ve yaptıklarını sorgulamaya başladı.

Kendisini büyük bir riske atma pahasına da olsa, Hugo Garcia, Lillian'ın annesiyle temasa geçti ve kızının nerede tutulduğunu haber verdi.

Bu bilgiyi kullanarak Lillian'ın salıverilmesini sağladılar. Garcia basına işkence uygulamalarını ifşa etti ve daha sonra kendi hayatından endişe ederek ülkeden kaçtı.

Hugo Garcia kimseye işkence etmeyeli 26 yıl oldu. O yıllarda orduya ait bir garajda işkence yapan Hugo, sürgündeki hayatında yine bir garajda çalışıyor. Ama geçmişinin karanlığı hala peşini bırakmış değil.

"Keşke işkence edeceğime, onları öldürmüş olsaydım." diyor. "Daha kolay olurdu. Bu bende derin yaralar açtı, izler bıraktı. Bugün bile sokakta arkamdan "işkenceci" diye bağıran insanlar var."

Arjantin'de dikta yılları

 

Uruguay'ın batı komşusu Arjantin'de de, işkencenin açtığı yaralar hala çok taze...
Kirli Savaş döneminden kalan bir mezarı açan çalışanlar
Kirli Savaş olarak anılan dönemde binlerce kişi öldü
Askeri diktatörlük rejiminin sona ermesinden 22 yıl geçtiği halde Plaza di Mayo'da toplanan anneler hala kayıplarının, sevdiklerinin resimleri ile yürüyüşler yapıyorlar. Bu dönemde ortadan kaybolan öldürülen ya da işkence görenlerin sayısının yaklaşık 30 bin olduğu tahmin ediliyor.

Eski polis Julio Simon'un bir lakabı operacı, bir diğeri Türk Julio... Arjantin'in en karanlık şöhretli işkencecilerinden.

Hatta beş yıl önce Buenos Aires'teki bir kafede, kim olduğu anlaşılınca saldırıya uğradı.

Televizyon kameralarının önünde, yüzü gözü kan içinde kalıncaya kadar dövüldü. Halen cezaevinde, adam kaçırma ve işkence suçlamalarıyla yargılandığı davanın sonucunu bekliyor.

Hiç mi hiç pişman değil. "Maalesef bazen bilgi, ahlaktan daha önemlidir." diyor.

Kendisi de eski bir polis olan Armando Luchina, Simon için "İfşa oldu çünkü oradaki katiller arasında, şiddete en fazla başvuranların başında geliyordu. "Ona kasap" derlerdi. Yarı deliydi. Adamları bile onun için böyle düşünüyordu." sözlerini kullanıyor.

Ana Maria Careaga'nın Julio Simon'u unutması mümkün değil. 1977'de Buenos Aires'te üç aylık hamile, 16 yaşında bir öğrenciydi. Siyasi eğilimleri nedeniyle askeri rejim açısından hedef haline geldi.

Ben kendimi çok iyi bir Arjantinli olarak görüyorum. Duvarımda iki tane Arjantin bayrağı var. Öldüğümde de temiz bir vicdanla öleceğim.
Julio Simon
 

Bir gün yolda yürürken aniden yakalanıp bir arabaya sokuldu.

"Hani videonun bekletme tuşuna basarsınız da ekrandaki her şey donar ya işte aynen öyleydi. Sanki dünyada sadece ben hareket ediyordum. Herkes olduğu yerde duruyor, kimse bir şey yapmıyordu." diyor Careaga.

Buenos Aires'te askeri rejimin sorgulamalar için kullandığı pek çok binadan birine götürüldü. Karşısında Julio Simon vardı.

Simon her zaman önce sorgulayacağı kişilerin gözlerindeki bağları çıkarırdı.

Ana Maria Careaga bunun bir güç gösterisi olduğunu düşünüyor.

"Bakın ne kadar güçlüyüm, diyordu. 'Beni tanıyıp teşhis edebileceğiniz halde bundan korkmuyorum. Hiç umurumda değil, bana hiç bir şey olmaz.' "

Simon en az bir buçuk gün, bazen iki ya da üç gün tutsaklarıyla birlikte kalıyordu. Bu süre içinde bazen rüyalarında konuşurken, istediği bilgiyi aldığını anlatıyor.

Simon yeni uygulamalar da geliştirdi işkence için.

Örneğin pikana denilen, ve genelde sığırları damgalamakta kullanılan elektrikli bir aletle işkenceye başvuruyordu.

Ana Maria Careaga, işkence sırasında sürekli bir pikaptan Hitler'in konuşmalarının yayımlandığını, sıkılan polislerin boşvakitlerinde sürekli masa tenisi oynadıklarını anlatıyor.

Bu sırada en büyük korkusunun bebeğini kaybetmek olduğunu anlatıyor.

Geç kalan haber

Careaga dört ay sonra serbest bırakıldı ve Arjantin'i terketti. Bebeği dünyaya geldiğinde güzel haberi vermek için annesine telefon etti. ama onu bir daha göremeyeceğini bilmiyordu.

Çünkü annesi bundan üç gün önce kaçırılmış.

"Hayatımdaki en güzel iki şeyi birbirleriyle buluşturma fırsatını üç gün farkla kaybettim." diyor.

"Annem asla Anita'nın doğduğunu ve iyi olduğunu bilemedi. Bu içimi burkuyor. Anita şimdi 27 yaşında, geçenlerde bir bebeği oldu yani ben de artık büyükanneyim..."

Ana Maria Careaga ve kızı Anita 1983'te askeri rejimin devrilmesinden sonra Arjantin'e döndü. Ana, şimdi bir arkeolojik çalışmada görev alıyor ve Julio Simon'un kendisine işkence ettiği binada kazılar yapıyor. Bu alan yakında bir müzeye dönüştürülecek.

Cezaevindeki hücresinde gün sayan Julio Simon ise yaşadıklarının adil olmadığı görüşünde...

"Ben kendimi çok iyi bir Arjantinli olarak görüyorum." diyor, duvarlarını gösterip "Bakın mesela, buradaki hücremde çıplak kadınların resmi ya da benzeri şeyler yok." diye devam ediyor:

"Duvarımda iki tane Arjantin bayrağı var. Ama buradayım... Öldüğümde de temiz bir vicdanla öleceğim."
^^ Başa dön ANA SAYFAYASAL UYARI