You’re viewing a text-only version of this website that uses less data. View the main version of the website including all images and videos.
MEB'in son yönetmeliğiyle okul öncesi eğitimde ve ilkokullarda neler değişecek?
- Yazan, Fundanur Öztürk
- Unvan, BBC News Türkçe
- Bildirdiği yer, Ankara
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 5 dk
Milli Eğitim Bakanlığı'nın Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nde yaptığı değişiklikler 28 Temmuz'da Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yönetmelikte resmi anaokulu bulunmayan ilçelerde daha fazla çocuğun okul öncesi eğitimden faydalanabilmesi için düzenleme yapıldı.
Bu doğrultuda anaokulu bulunmayan ilçelerdeki ilköğretim okullarına da bir ana sınıfı açılarak 36-68 aylık öğrenciler kaydedilebilecek.
Bir grup oluşturabilecek kadar 36-44 aylık çocuk bulunması durumunda ise yeni bir ana sınıfı şubesi açılabilecek.
Düzenleme yalnızca okul öncesi eğitim kurumlarını değil ilkokulları da kapsıyor; ağırlıklı olarak ölçme ve değerlendirme anlayışını yeniden çerçeveliyor.
Yönetmelikle birlikte, okul öncesi eğitim kurumları ve ilkokullarda "ders etkinliklerine katılım" ve "proje" kavramları yeniden tanımlandı.
Öğrencilerin yalnızca akademik başarısı değil süreçteki aktif katılımı, işbirliği ve becerilerini ortaya koyması da değerlendirme kapsamına alındı.
BBC Türkçe'ye konuşan eğitimcilere göre değişiklikler Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde yer alan beceri temelli eğitim anlayışını, yönetmeliğe taşıyor.
Süreç odaklı değerlendirme ve çok yönlü gelişim yaklaşımı da ilk kez bağlayıcı yönetmelik hükümlerinde açık biçimde yer alıyor.
Eski düzenlemede ders etkinliklerine katılım daha çok ders içi performans üzerinden tanımlanıyordu.
Yeni yönetmelikte ders etkinliklerine katılım, öğrencinin zihinsel, sosyal-duygusal ve fiziksel gelişimini destekleyen çalışmalar olarak tanımlanıyor.
Benzer şekilde "proje" kavramı da ödev niteliğinin ötesine taşınıyor ve sorgulamaya dayalı öğrenme, anlamlı öğrenme ve özgün düşünce üretimi öne çıkarılıyor.
Bu çalışmalar aynı zamanda öğrencinin performansının değerlendirilmesine de imkân veriyor.
Uygulama sınıfları ise çocuk gelişimi ve eğitimi alanı bulunan ortaöğretim kurumlarında eğitim gören, 36-68 aylık çocukların bulunduğu sınıflar olarak belirleniyor.
Eğitim-İş: 'Eğitimin kök sorunları çözülmüyor'
BBC Türkçe'ye konuşan Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, düzenlemenin eğitimin temel sorunlarına çözüm getirmediğini, aksine öğretmenlerin idari sorumluluklarını artırdığını söylüyor.
Okullarda öğretmen açığı, kalabalık sınıflar, güvenlik ve temizlik personeli eksikliği ile rehberlik hizmetlerindeki yetersizliklerin devam ettiğini belirten Özbay "Bu yönetmelik, eğitimin gerçek kök sorunlarını çözmekten çok, yeni sorunları ve şüpheleri beraberinde getiriyor" diyor.
Özbay ayrıca yönetmelikte Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ne bağlı olarak kullanılan "erdem", "değer", "eylem", "huzurlu aile ve toplum" gibi kavramları eleştirerek "Bu değer kimin değeri, evrensel bir değer mi?" diye soruyor.
Özbay, yönetmeliğin siyasi iktidarın tanımladığı değer kalıplarına uygun bireyler yetiştirilmesine zemin hazırladığını savunuyor.
'Sadece sınava değil, öğrenme sürecine odaklanıyor'
Yeditepe Üniversitesi eğitim fakültesinde öğretim üyesi Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun, düzenlemenin özellikle ölçme-değerlendirme yaklaşımının pedagojik açıdan olumlu olduğunu söylüyor.
Yönetmelikte ders etkinliklerine katılım, proje ve performans gibi kavramların yeniden tanımlandığını belirten Coşkun, bunun çağdaş ölçme ve değerlendirme anlayışıyla uyumlu olduğunu belirtiyor:
"Performans yerine süreç odaklı bir değerlendirme vurgusu var. Bu bizim arzu ettiğimiz bir yaklaşım."
Coşkun, projelerin yönetmelikte yeniden tanımlanmasının da uygulamada ortak bir çerçeve oluşturacağını belirtiyor:
"Projeden herkes aynı şeyi anlamıyor. Okul öncesinde ya da ilkokulda projeden ne anlaşılması gerektiğinin tanımlanması olumlu bir adım."
Coşkun, ilkokullarda karnelere ek olarak yaygınlaştırılan gelişim raporlarını da olumlu değerlendiriyor:
"Karneler daha çok bilişsel alanı gösteriyordu. Gelişim raporları ise çocukların bilişsel, duyuşsal ve psikomotor alanlardaki güçlü yönlerini ve desteklenmesi gereken yönlerini ailelerle daha ayrıntılı paylaşma imkânı sağlayacak."
Gelişim raporlarının da öğrenci başına altı ila on sayfayı bulabildiğini belirten Özbay ise özellikle kalabalık sınıflarda bunun ciddi bir iş yükü yarattığını ifade ediyor.
Seçmeli dersler için 'zorunlu seçim'
Yönetmeliğe göre, seçmeli ders tercihleri zamanında yapılmazsa, seçmeli dersler okul yönetimi tarafından belirlenebiliyor.
Özbay, bu haliyle seçmeli derslerin fiilen "zorunlu seçmeli derslere" dönüşeceğini savunuyor.
Öğretmen yetersizliği gerekçe gösterilerek öğrencilere çoğunlukla dini içerikli derslerin seçtirildiğini savunan Özbay "Öğrencinin seçmediği bir ders seçmeli olur mu? Seçmeli ders çocuğun ilgi duyduğu bir ders olmalı" diyor.
Özbay ayrıca, yönetmeliğin 21. maddesine "yabancı dil, din kültürü ve ahlak bilgisi ile farklı program uygulayan ilkokullar" ifadesinin eklendiğini belirtiyor.
Bu hükmün dini ağırlıklı veya karma eğitimin uygulanmadığı ilkokullara zemin hazırlayabileceğini öne sürüyor.
İlkokul eğitiminin temel yurttaşlık eğitimi olduğunu vurgulayan Özbay, çocukların küçük yaşta yetenekleri veya inanç temelli programlar üzerinden ayrıştırılmasının Milli Eğitim Temel Kanunu'na ve Anayasa'ya aykırı olabileceğini söylüyor.
Devamsızlıklar nasıl düzenleniyor?
Yönetmeliğe göre, 20 gün ve üzeri özürsüz devamsızlığı bulunan ve kurul kararıyla sınıf geçen öğrencilere takdir veya teşekkür belgesi verilmeyecek.
Coşkun, "Çocukların aktif olarak derslerde yer alabilmesi için devamlarının da değerlendirilmesi gerekiyor. Okulda bulunmanın ve eğitime katılmanın değerli olduğu vurgulanıyor" diyor.
Sağlık veya ailevi nedenlerle yaşanan devamsızlıklarda ise bireysel değerlendirme yapılacağını düşündüğünü belirten Coşkun, "Pedagojik olarak zaten istediğimiz şey öğrencinin kendi koşulları içinde değerlendirilmesidir" ifadelerini kullanıyor.
Okul güvenliğine yönelik tedbirler ne içeriyor?
Yönetmelikte okul güvenliği ve öğrenci sağlığına yönelik tedbirler de yer alıyor.
Tedbirler konusunda Okul Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kurulu görevli kılınıyor.
Öğrencilerin güvenliğini tehdit edecek hususlara yönelik ihbar ve şikâyet alınması halinde önceden tedbir alma sorumluluğu bulunuyor.
Kurul; okul, pansiyon ve eklentilerin yanı sıra masa, dolap, sıra ve gerekli görülen diğer yerlerde arama yapabiliyor.
Tedbir amaçlı yapılacak arama ve inceleme işlerinin, öğrencinin kişilik ve onurunu rencide etmeden yapılacağı belirtiliyor.
Arama yapılan yerlere ve bulunan malzemelere ilişkin iki nüsha tutanak hazırlanacağı kaydediliyor.
Tutanaklar ilgililerce imzalanıyor, okul müdürü tarafından onaylanıyor ve kurul tarafından muhafaza ediliyor.
Yönetmelikte ayrıca velilerin, okul idaresi veya öğretmenler ile öğrenci hakkındaki görüşme talebini, okulun resmi internet sayfasında yer alan "Okul Randevu Sistemi" üzerinden oluşturabilmesi hüküm altına alınıyor.
'Güvenlik önlemleri doğru uygulanırsa yararlı olabilir'
Özbay, okul yönetimlerine ve öğretmenlere verilen çanta, dolap ve sıra arama sorumluluğunun uygulamada çocukların "potansiyel suçlu" gibi görülmesine ve pedagojik sorunlara yol açabileceğini söylüyor.
Özbay "Bakanlık kendi güvenlik ve personel tedbirlerini almak yerine sorumluluğu öğretmenin üzerine atıyor" diyor.
Coşkun ise düzenlemenin son dönemde okullarda yaşanan şiddet olaylarının ardından hazırlandığını düşündüğünü belirterek "Gerekçesini anlıyorum. Risk oluşturan durumların önlenmesi açısından doğru uygulandığında olumlu olabilir" diyor.
Ancak uygulamanın öğrencilerin haklarını gözetmesi gerektiğini vurgulayan Coşkun, yönetmelikte öğrencilerin psikolojik ve sosyal durumlarının dikkate alınmasına ilişkin hükümlerin de yer aldığını hatırlatıyor.
'Okul öncesi için fırsat eşitliğine katkı sağlayabilir'
Uzmanlar, Türkiye'de halen okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim kapsamında olmamasını eleştiriyor.
Yönetmelik ise talep bulunması halinde 36-44 aylık çocuklar için yeni ana sınıfı şubeleri açılabilmesini sağlıyor.
Coşkun, "Yönetmelik, talep olduğu takdirde bunun için öğretmen ve fiziki imkân sağlanacağını söylüyor. Ben bunu fırsat ve olanak eşitliği açısından pozitif yorumluyorum" diyor.
Nüfusun ve okul öncesi eğitim talebinin bölgelere göre farklılaştığını, bu nedenle ihtiyaç duyulan yerlerde yeni sınıf açılabilmesinin erişimi artırabileceğini ifade ediyor.
Okul öncesine kayıtlar nasıl yapılacak?
MEB'e göre, okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumlarına yapılacak kayıtlarda velilerin gerçek dışı beyan ile nakil talep etmelerinin önüne geçmek amaçlanıyor.
Buna göre yeni kayıtlar temmuz ayında başlayacak.
Kayıt işlemi "Ulusal Adres Veri Tabanı"ndaki yerleşim yeri adres bilgileri esas alınarak e-Okul sistemi üzerinden yapılacak.
Adres doğrulamasına ilişkin usul ve esaslar MEB tarafından belirlenecek ve öğrenci belgesi e-Devlet üzerinden alınabilecek.
Okul-aile işbirliğinin güçlendirilmesi için okul öncesi ve 1. sınıfa başlayacak öğrencilere yönelik eğitim öğretim yılı başlamadan önce yapılan "uyum haftasında" ebeveyn programları hazırlanarak sürece veliler de dâhil edilecek.