Köy öğretmeni olmak: 'Bu okulun müdürü, öğretmeni, her şeyi sensin'

    • Yazan, Hilken Doğaç Boran & Fatima Çelik
    • Unvan, BBC News Türkçe
  • Yayın tarihi
  • Okuma süresi 7 dk

Şanlıurfa'nın Hilvan ilçesindeki Barğaç köyü yolundayız.

Şehir merkezine yaklaşık 70 kilometre uzaklıktaki Yenidoğan İlkokulu'na gidiyoruz.

Bahçesinde göndere çekilmiş bir Türk bayrağı var, öğrenciler mavi üniformalı.

Bizi 10 öğrenci neşeyle karşılıyor.

Birinci sınıftan dördüncü sınıfa dek farklı yaşlardaki çocuklar aynı derslikte eğitim görüyor.

"Birleştirilmiş sınıf" adı verilen bu sistem, öğrenci ve öğretmen sayısının az olduğu bölgelerde uygulanıyor.

Okulun müdür yetkili öğretmeni Hasan Basri Manap, "Bu sıralarda yıllar önce ben ders dinliyordum" diyor.

26 yaşındaki öğretmenin akademik yolculuğu 2006'da burada başlamış.

Yenidoğan'da ilkokula başladıktan sonra yine Şanlıurfa'daki Harran Üniversitesi'nde öğretmenlik okuyan Manap, mezun olmasının ardından köyüne öğretmen olarak atanmış:

"Atama için köy okulunu tercih ettim, ilk tercihim [burası] değildi ama kısmet oldu.

"İlk dersime başladığım zaman normalde bir yıllık kolej tecrübem olmasına rağmen gerçekten çok çekinerek ders anlatmıştım."

Manap, köy okulunda çalışmanın ulaşım ve fiziki şartlar gibi zorlukları olduğunu söylüyor ve "Bunlarla başa çıkmanın en temel yolu aslında veliyle iletişimden geçiyor" diyor:

"Veli-öğretmen-öğrenci üçgeninde bir bağlantı kopuk olduğu zaman bütün bağlantıları koparıyor."

Her üç okuldan biri kırsalda

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA) Derneği'nin BBC Türkçe ile paylaştığı verilere göre Haziran 2026 itibarıyla Türkiye'de her üç okuldan biri köy ya da kırsal mahallelerde yer alıyor, her 10 çocuktan biri ise köy okullarında okuyor.

KODA'nın kurucusu ve genel koordinatörü Mine Ekinci, mevcut sistemde resmi olarak "köy okulu" bulunmadığını, verilerde köy okullarının "birleştirilmiş sınıflı okullar" ya da "taşımalı eğitim yapan okullar" gibi farklı kategorilerde geçtiğini söylüyor.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın yıllık olarak yayımladığı örgün eğitim istatistiklerine göre 2024-2025'te ilkokul, ortaokul ve orta öğretim sevilerinde eğitim gören 16 milyonu aşkın öğrenciden yaklaşık 1 milyonu taşımalı eğitimden faydalandı.

Konuyu BBC Türkçe'ye değerlendiren Ekinci, "Biz köy okulu tabirini kullanmayı önemsiyoruz çünkü kır ve kent arasında farklı sorunların ve farklı fırsatların olduğunu düşünüyoruz" diyor.

Ekinci, köy okullarının avantajlarını sınıf mevcutlarının az olması, okulların küçük olması, çocukların okul ve çevrelerine alışık olarak eğitim görmeleri olarak sıralıyor:

"Bununla beraber öğretmen çocuğu çok daha iyi tanıyabiliyor. Bu, güvenli bağ kurmak açısından önemli.

"Aile katılımı için çok daha büyük fırsatlar var. Çünkü aile dediğiniz İstanbul'daki gibi bir saat öteden gelmiyor, zaten kapı komşunuz oluyor."

'En temel sorunlardan biri yalnızlık'

Mine Ekinci, kırsaldaki öğrencilerin karşılaştığı en büyük engellerden birinin ise mevsim işçiliği olduğuna dikkat çekiyor:

"[Ailesi] geçimi için yeterli para kazanamadığından tarım işçiliği yapanlar var. Mevsim işçiliği, öğrencinin eğitimi önünde ciddi engel oluşturabiliyor.

"Çok devamsızlık sorunu oluyor. Okula geç başlıyorlar, okuldan erken ayrılıyorlar."

Ekinci, köy öğretmenlerinin ise izolasyon ile mücadele etmek zorunda kaldığını vurguluyor:

"Köy öğretmenliğinin en temel sorunlarından bir tanesi de yalnızlık. Derdini paylaşacak insanın olmaması.

"Birçok öğretmen merkezdeki etkinliklere katılamadıkları için 'Bize çok değer verilmiyor' diyor ve öyle hissediyor."

Ekinci, mobbing sorununa da dikkat çekiyor ve "Öğretmenler için destek mekanizmaları oluşturmamız çok önemli" diyor.

Eğitim Reformu Girişimi'nin (ERG) politika analisti Kayıhan Kesbiç ise BBC Türkçe'ye yaptığı değerlendirmede köy öğretmenlerinin genellikle kariyerine yeni başlayan öğretmenler olmalarına karşın hem okulun idari yükü hem de genel sorumluluğunu almasının zorluklarına dikkat çekiyor:

"Bir noktada okulun her şeyi oldukları için öğretmenin öğrencilerine daha fazla zaman ayırmasını engelleyebilecek koşulları da yaratıyor."

'Öğretmenlik yürek işi'

Uzmanların bahsettiği şartlarda çalışan öğretmenlerden biri de Kübra Tüm.

Tüm, Kilis'in Musabeyli ilçesinde bulunan Yastıca köyünde öğretmenlik yapıyor.

Meslekteki üçüncü yılını dolduran 28 yaşındaki öğretmen, yedi öğrenciden oluşan bir birleştirilmiş sınıftan sorumlu.

"Bence öğretmenlik yürek işi. Bana göre bir çocuğun bazen bir gülüşü, bir sarılışı olabilmek" diyor.

Sağlık meslek lisesi mezunu olan Tüm, üniversitede sınıf öğretmenliği okurken bir yandan da hemşire olarak çalıştığını anlatıyor.

Tüm, üç yıl önce Kilis'teki köy okuluna ilk ayak bastığı zamanları şöyle anlatıyor:

"Elime anahtarı verdiler, 'Bu okulun müdürü, öğretmeni, her şeyi sensin' dediler."

İlk günlerde 6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremlerinden de etkilenen köye erişimde ve su temin etmekte sorunlar yaşadıklarını söylüyor.

Öğrencilerin okuma-yazmada dahi sorun yaşadığı o günlerde moralinin bozulduğunu anlatan öğretmen, zorluklara rağmen vazgeçmediğini anlatıyor:

"Sınıfı boyattım. Sonrasında kendimce sınıfın içine resimler yapmaya başladım. Ortam biraz güzelleştikçe ben de mutlu olmaya başladım.

"Öğrenciler bir yandan gelişmeye başladı. Ben de bir şeyler yaptığımı hissettim, işleri biraz öğrendim. Köylüyle aramı çok iyi yaptım."

Tüm, bir süre sonra velilerin de okula düzenli olarak gelmeye başladığını anlatıyor ve "Aileler okula gelince aslında [çocuklar] ailelerinin eğitime verdiği önemi görmüş oluyorlar" diyor.

Kübra Tüm, sınıf düzenini oturttuktan sonra okulu için çeşitli projelere başvurduğunu anlatıyor:

"Bir robotik kodlama projesi sayesinde setler aldık. Ben de öğrendim. Çocuklarla birlikte arabalar tasarladık. Akıllı mama kapları yaptık.

"[Başta] okuma yazma bilmeyen çocuklarım robotik kodlama yapmaya başladı."

Tüm, bunun yanı sıra öğrencileri için il ve ilçede geziler düzenlediğini, onları İstiklal Marşı okuma gibi yarışmalara katılmaya teşvik ettiğini söylüyor ve ekliyor:

"Ben akademik başarının mutlulukla gelebileceğine inananlardanım. Eğer bir çocuk gerçekten okula mutlu geliyorsa her şeyi öğreniyor."

'Benim artık bir köyüm var'

Kübra Tüm, köyde yaşayan kız öğrencilerin eğitim hayatlarına devam etmesinin önemine de dikkat çekiyor:

"Farklı bir bakış açıları olsun, hayat görüşleri olsun, geliştirsinler kendilerini diye aileleriyle de çok konuşuyorum. Onların da bence bakış açısını değiştirdim.

"Rol modeli olduğumu düşünüyorum. Hem kadınım hem kendi arabam var. [Köye kendi başıma] gelip gidiyorum.

"Erken yaşlarda evliliklerin önüne geçmek için kesinlikle kız çocuklarının okuması gerektiğini düşünüyorum."

Mine Ekinci de "Kız çocuklarının eğitimi şu an ilkokul seviyesinde büyük oranda bir mesele değil. Aslında okula erişimleri ortaokul ve lise seviyesinde bölgesel olarak önemli bir mesele" diyor.

Tayin vakti yaklaşan Tüm, "Benim bir köyüm yoktu. Babamın bir köyü yoktu. Ama benim artık bir köyüm var" diyor ve Yastıca'dan ayrılmak istemediğini söylüyor:

"Bulunduğum bölgede dördüncü senesini doldurup hemen gitmek isteyen öğretmenler var. Ben öğretmenlere de biraz ışık olmak istiyorum.

"Bir öğretmenin o köye gidiyor olması, orada devleti temsil edip o bayrağı dalgalandırması çok büyük bir gurur, çok güzel bir şey."

'Köy meselesi herkesin meselesi'

KODA Genel Koordinatörü Mine Ekinci'ye göre köy okulları kırsal kalkınma açısından da çok önemli:

"Köy meselesi herkesin meselesi, eğitim de kalkınmanın olmazsa olmazı diye düşünüyorum.

"Bir köy okulunun sadece eğitim anlamında değil, o köyün yaşaması, genç ailelerin orada kalması, o köyün kültürünün devamı gibi birçok farklı etkisi var."

Eğitim Reformu Girişimi analisti Kayıhan Kesbiç, köy okullarının açık tutulabilmesi için bazı projeler olduğunu ancak buna rağmen kırsaldaki öğrenci sayısının azaldığını söylüyor.

Kesbiç, bunun kırsaldaki nüfusun seyrelmesi gibi faktörlerden kaynaklanabileceğini vurguluyor ve ekliyor:

"Bu da hem tarımsal üretim hem hayvancılık açısından kırsalda belli bir nüfusu tutma gerekliliğinin önemini vurgularken hep aklımızda olması gereken noktalardan biri."

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Şubat ayında Yeni Şafak gazetesine verdiği bir röportajda taşımalı eğitim modelinde değişikliğe gitmeyi planladıklarını söylemişti.

Bakan Tekin, "Şu an 250-300 köyden öğrenciyi bir merkez okula taşıyoruz. Ben diyorum ki model tersine dönebilir. Öğrenciyi değil, öğretmeni taşıyalım. Bugün yaklaşık iki milyon öğrenci taşıyoruz. Bunun yerine 15 bin öğretmeni taşısak daha rasyonel olabilir" demişti.

Tekin, bu yöntemle öğrenci sayısının daha yönetilebilir hale geleceğini ve kapanma riski bulunan okulların açık tutulabileceğini belirtmişti.

'Bu işin temeli sevgi'

Sevgi Demir, Aydın'ın İncirliova ilçesinde bulunan Ekrem Çiftçi İlkokulu'nda 20 yıldır köy öğretmenliği yapıyor. Bundan önce de yedi yıl başka bir köy okulunda çalışmış.

52 yaşındaki öğretmen, şu anda ikinci sınıfa giden 28 öğrenciyi okutuyor.

Demir, 2018'de okuluna Geleceğin Sınıfı Laboratuvarı (Future Classrom Lab) adı verilen bir öğretim sistemi getirdiğini anlatıyor.

Demir'in sınıfı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın Yenilikçi Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü'ne bağlı proje sınıflardan biri.

Avrupa Birliği'nin okul ağının parçası olan ve Brüksel tarafından onaylı olan okulda ağırlıklı olarak taşımalı eğitim veriliyor.

Yani öğrencilerin büyük kısmı civar köy ve yerleşim yerlerinden araçlarla buraya geliyor.

Mesleğe ilk başladığı dönemdeki heyecanını koruduğunu söyleyen Demir, "Bu işin temeli sevgi" diyor:

"Öğretmen öğrencisine o sevgiyi, o doyumu verince öğrenci zaten öğrenmek istiyor."

Demir, neredeyse 30 yıllık tecrübesini "mentör" sistemi üzerinden genç öğretmenlere aktardığından bahsediyor:

"Keşke benim de böyle mentörlerim olsaydı. O zaman akış daha güzel, hızlı ilerlerdi."

Genç meslektaşlarına ise şu tavsiyeyi veriyor:

"Yeni öğretmenler hemen pes etmesinler. Önce kendilerini tanısınlar, yapabileceklerini ortaya koysunlar.

"Öğretmenlik mesleğiyle gerçekten gönülden bir bağları varsa öğrencilere ve topluma faydaları dokunur diye düşünüyorum."