COP28 iklim zirvesine Türkiye'den de yoğun bir katılım var. Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı Kurucu Direktörü Özlem Altıparmak BBC Türkçe için zirvenin gerçekleştiği Dubai'den izlenimlerini aktardı:
COP28'deki toplantıları çalışma alanımız olan insan
hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve afet risk azaltma boyutuyla takip
ediyorum.
Katılımcı sayısının 70 bin civarında olduğu söyleniyor
ve katılımcıların içinde hak temelli
çalışan sivil toplum kuruluşlarının sayısının oranının oldukça az olduğunu
gözlemledim. Halbuki uluslararası alanda iklim değişikliğinin insan hakları
boyutu gittikçe artan şekilde gündeme geliyor ve Uluslararası Af Örgütü, İnsan
Hakları İzleme Örgütü gibi insan hakları örgütleri de iklim gündemini takip
edip söylem ve stratejilerini belirlemeye başladı.
İnsan hakları açısından
toplantıların Birleşik Arap Emirliklerinde (BAE) yapılması ciddi bir endişe kaynağı
ve Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucuları Raportörü dün bir basın
açıklamasıyla COP’un katılımcılığı sağlaması gerektiğini, insan hakları savunucuları
ve aktivistler üzerindeki baskıların sona erdirilmesi gerektiğinin altını
çizdi.
Toplumsal cinsiyet
eşitliği ve kadın hakları alanında çalışan örgütlerin bu sene gündemleri dört
ana başlıkta toplanıyor:
İlki toplumsal cinsiyeti içeren bir adil geçiş. Adil
geçişin sadece fosil yakıttan çıkıp, termik santrallerde, maden ocaklarında
çalışan erkek işçilere yeni iş bulunması gibi anlaşılmaması, gerçek anlamda
adil bir dönüşümden bahsediyorsak bu dönüşümde kadınların ve aslında tüm
toplumsal yapının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyorlar. Kadınların
ücretsiz bakım emeğinin dikkate alınması, sosyal altyapı hizmetlerinin
oluşturulması ve planlama aşamasından itibaren toplumsal cinsiyet eşitliğinin
adil dönüşüm süreçlerine dahil edilmesi gerekiyor.
Bir diğer başlık ise veri
meselesi. Cinsiyete göre ayrıştırılmış veri konusu hem BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi sekretaryasının
hem de kadın örgütlerinin ortak bir talebi olarak COP öncesinde burada
düzenlenen bir konferansta dile getirildi. Çünkü cinsiyete göre veri
tutulmadığı takdirde eşitsizlikler de görünmez oluyor, hatta bu eşitsizlikler
yeniden ve yeniden üretiliyor. İklim adaletinden bahsediyorsak devletler
ayrıştırılmış veri tutmalı ve bunu kamuoyuyla paylaşmalı.
Kadın örgütlerinin
diğer talebi ise feminist iklim finansmanı sağlanması. Bu talebe kadın
liderliğinin güçlendirilmesi, kadınların süreçlere anlamlı ve etkili
katılımlarının sağlanması da ekleniyor. İklim müzakerelerinin teknokratik bir yapısı var, konuyu hak temelli
çalışmak bu yapıya ve anlayışa bir başkaldırı gibi aslında. Benzer çalışmaları
Türkiye’de de yapmamız ve iklim müzakerelerine ve karar alma süreçlerine dahil
olmamız, sesimizi duyurmamız şart.
Afet risk azaltma
açısından en önemli konular Kayıp ve Zarar fonu, erken uyarı sistemlerinin
geliştirilmesi ve iklim eylemine afet risk azaltma boyutunun dahil edilmesi.
Çünkü artık iklim değişikliğinin etkilerini afetler olarak yaşıyoruz. Bu
tehlikelerin afete dönüşmemesi için toplum temelli ve tüm toplumu kapsayan bir
afet risk planlamasına ihtiyaç var. Afet risk azaltma da afetlere insan hakları
temelli yaklaşmak ve afetler olmadan afet riskini azaltmak demek.
Bir insan hakları savunucusu olarak COP toplantılarından beklentim iklim değişikliğinin haklarımızı etkilediğinin farkında olarak ve iklim değişikliğinin kesişimsel yapısını dikkate alarak bu kararların alınması. Kırılgan durumdaki kişi ve grupların seslerinin daha çok duyulmasını sağlamak gerek. En önemlisi de fosil yakıtlardan çıkışa dair çok net bir karar alınması gerekiyor. Sadece konuşulan ama arka planda aslında hiçbir kararın alınmadığı bir COP daha yaşamaya ne yeryüzünün ne de bizim sabrımız var.