Taliban'ın iktidarının beşinci yılında Batı'nın Afganistan'da hâlâ etkisi var mı?

    • Yazan, Lyse Doucet
    • Unvan, BBC News Baş Uluslararası Muhabiri
  • Yayın tarihi
  • Okuma süresi 10 dk

Kabil'in güneyindeki bir köyde, beyaza boyanmış bir bodrum katında yaklaşık 12 genç kadın hummalı bir şekilde çalışıyor; fokurdayan kiraz ve erik kazanlarını karıştırıyor, cam reçel kavanozlarına etiket yapıştırıyor. Bu tür girişimler Taliban yönetimindeki Afganistan'da kadınların hâlâ beceri kazanabildiği ve çalışabildiği ender alanlardan biri.

Atölyeyi, 14 yaşında evlendirilen, dokuz çocuk annesi 47 yaşındaki Afgan girişimci Najia işletiyor.

Yetkililer kız çocuklarıyla genç kadınların ortaöğretime ve üniversiteye gitmesini yasaklamasaydı, bu atölyedeki kadınların çoğu, Najia'nın kızları da dahil olmak üzere, bambaşka bir gelecek için eğitim görüyor olacaktı.

Ancak şimdi bu alan bile giderek daraltılıyor. Son dönemde getirilen kurallara göre kadınlar, ürünlerini pazara götürmeleri için erkeklerden yardım istemek zorunda.

Ticaret fuarlarında kurulan tezgâhlarda oturup ürünleri sergilemelerine de yalnızca erkeklerin izin veriliyor. Taliban bunun için farklı gerekçeler öne sürüyor; bunlardan biri de kadınların uygun şekilde türban giymediği ya da başlarını gerektiği gibi örtmediği iddiası.

Najia, "Dünya Taliban'la farklı bir şekilde konuşmak zorunda, çünkü şu anda izlenen yöntem hiçbir işe yaramıyor" diyor:

"Afgan kadınların hayatı değişmek zorunda, çünkü umudumuzu kaybediyoruz."

Bu aşırı muhafazakâr İslamcı hareketin yönetimi ele geçirmesinden beş yıl sonra kadınların kamusal hayatın büyük bir bölümüne katılması yasak. Kız çocukları ise 12 yaşından sonra okula gidemiyor.

Afganistan'ın içinde ve dışında çok sayıda insan aynı acil soruyu soruyor: Anlamlı bir değişim sağlamak için Taliban'la ilişki kurmanın en iyi yolu nedir?

Bu konu derin görüş ayrılıklarına yol açıyor. Çok sayıda grup arasında çatlaklar bulunuyor ve birbiriyle çelişen pek çok mesele söz konusu. Bunlar arasında kadın hakları, Taliban'ın öngörülemeyen kararları, uluslararası yaptırımlar ve giderek ağırlaşan insani kriz sırasında yapılan yardım kesintileri yer alıyor.

Uluslararası toplumun tepkisi de ikiye bölünmüş durumda: Batılı ülkeler çoğunlukla insan haklarına odaklanırken diğer ülkeler yatırım fırsatlarıyla daha fazla ilgileniyor. Batı'nın kendi içinde de en doğru yaklaşımın ne olduğu konusunda görüş ayrılıkları var.

Artık birçok kişi, uygulanan yöntem her ne olursa olsun, işe yaramadığını kabul ediyor.

İzole etmeyin, ilişki kurun

Birleşmiş Milletler, Afganistan'da nüfusun neredeyse yarısını oluşturan 22 milyon kişinin hayatta kalabilmek için bir tür dış yardıma muhtaç olduğu uyarısında bulunurken ülkenin bütünüyle izole edilmesini savunanların sayısı çok az.

Ülke peş peşe gelen çok sayıda sarsıntıyla karşı karşıya kaldı: Ağır bir ekonomik kriz, yıkıcı doğal afetler, komşu Pakistan'la yaşanan çatışmalar ve yakın ya da uzak ülkelerden sınır dışı edilen milyonlarca Afganın yoksulluk içindeki ülkeye dönmesi.

Üstelik görmezden gelinemeyecek bir gerçek var: Artık yönetim Taliban'ın elinde.

Taliban savaşçılarının 15 Ağustos 2021'de Kabil'e girmesinden bu yana hareketin kendine güveni arttı ve yönetim üzerindeki kontrolü pekişti. Ülke dışında konuşlanan silahlı muhalif grupların ve IŞİD militanlarının zaman zaman düzenlediği saldırılar da bunu engelleyemedi.

Taliban vergi gelirlerini topluyor; Pekin, Moskova, Abu Dabi ve Taşkent'in yanı sıra diğer komşularıyla madencilikten enerjiye kadar pek çok alanda anlaşmalar imzalıyor.

Ancak terör ve insan haklarıyla bağlantılı uluslararası yaptırımlar hâlâ Taliban'ın hareket alanını daraltıyor. Taliban yönetimini resmen tanıyan tek ülke Rusya. Ayrıca hareketin New York'taki Birleşmiş Milletler'de kendisine ait olduğunu düşündüğü koltuğu devralmasına da izin verilmedi.

Bununla birlikte resmî diplomatik tanınma artık tartışmanın odak noktası değil.

Afganistan'da çalışmayı sürdürdüğü için adının açıklanmasını istemeyen eski bir üst düzey BM yetkilisi, "Batı, tanınma konusundaki tartışmayı kaybediyor" diyor.

Yetkili, anlaşmalar imzalayarak, diplomatlara akreditasyon vererek ve büyükelçilikleri faaliyette tutarak Taliban yönetimini fiilen tanıyan ülkelerin sayısının giderek arttığına dikkat çekiyor.

"Taliban'ın BM'de tanınmak istediğine kuşku yok. Ancak bu artık başlangıçta olduğu kadar güçlü bir pazarlık kozu değil" değerlendirmesinde bulunuyor.

Kabil'deki Dışişleri Bakanlığını çevreleyen yüksek patlama duvarlarının arkasında, bakımlı çimler ve zarif tarihî binalardan oluşan geniş yerleşkede Taliban diplomatları, artık devirdikleri hükümetin son temsilcileri yerine kendi kontrollerinde bulunan Afganistan büyükelçiliklerinin giderek büyüyen listesine yeni isimler ve bayraklar ekliyor. Şu anda bu büyükelçiliklerin sayısı 40'ı aşmış durumda.

Taliban'ın baş sözcüsü Zabihullah Mücahid, "İlişkilerimizde ilerleme kaydetmek istiyorsak uzaktan konuşmak yerine diplomatik açıdan birbirimize yaklaşmamız gerekiyor" diyor.

Mücahid'le Afganistan'ın güneyindeki Kandahar'da, ülke yönetiminin asıl merkezinde buluşuyoruz. Taliban'ın kamuoyundan uzak duran emiri Hibetullah Ahundzade, siyasi ve askerî gücünü burada istikrarlı biçimde pekiştiriyor ve yüzlerce kararname yayımlıyor.

Bunların büyük bölümü kadınları ve kız çocuklarını kamusal hayattan silmeye odaklanıyor. Ahundzade ise bunu, kadınları ve kız çocuklarını korumaya yönelik İslami bir yükümlülük olarak sunuyor.

Taliban yönetiminin beşinci yılı, geniş çevrelerce kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor.

Üst düzey bir BM yetkilisi, kısa süre önce düzenlenen uluslararası bir toplantının kapalı oturumunda durumu "istikrarsız ve potansiyel olarak tehlikeli bir denge" sözleriyle tanımladı.

Buna rağmen Afganistan dünya gündeminin çok gerisinde kaldı. Ukrayna ve Ortadoğu'daki savaşlar uluslararası toplumun dikkatini çekerken Avrupa açısından en acil mesele, çok sayıda Afganın kıyılarına ulaşmasını nasıl engelleyeceği. Bu, çarpıcı bir yön değişikliği.

Kısa süre öncesine kadar Afganistan özel temsilcisi olarak görev yapan Batılı bir diplomat, "Batı'nın 2001-2021 yılları arasında gösterdiği çabanın büyüklüğü düşünüldüğünde Afganistan'ın bugün bu kadar görmezden gelinmesi olağanüstü" diyor.

Diplomatik görevini sürdürdüğü için adının açıklanmasını istemeyen yetkili şöyle devam ediyor:

"Asıl diplomatik boşluğu ABD bırakıyor."

Yetkili bu sözleriyle mevcut ABD yönetiminin Afganistan özel temsilciliğini kaldırma ve bir dönem Afganistan'la ilgili neredeyse bütün meselelerde dünyaya öncülük eden ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) dahil olmak üzere çok sayıda kurumu dağıtma kararına işaret ediyor.

Taliban saflarında bile, özellikle de emirin çıkardığı en katı kararnamelerin bazılarına karşı olduğu bilinen isimler arasında, dünyanın farklı türde bir ilişki kurmaya istekli ya da muktedir görünmemesi nedeniyle hayal kırıklığı yaşanıyor.

Taliban'ın kurucu üyelerinden Molla Abdüsselam Zaif, "Uluslararası toplumun bir parçası olmak istiyoruz" diye vurguluyor.

Zaif bugün Kabil'in dış mahallelerinde kız ve erkek çocuklarına eğitim veren bir medrese işletiyor. Medreseler, normal okulların aksine her yaştan kız öğrenciyi kabul ediyor. Özellikle özel olarak işletilen bazı medreselerde dinî derslerin yanı sıra başka alanlarda da eğitim veriliyor.

Zaif, "Yalnızca baskı uygulamak işe yaramaz" diyor.

Afganistan'ın yabancı işgalcilere karşı direnişle dolu tarihine uzun vadeli bir perspektiften bakıyor:

"Ruslara da Amerikalılara da teslim olmadık. Taliban şimdi neden teslim olsun?"

Açık diyalog

BM yetkilileri, etkisi sınırlı olsa bile Afganistan'daki varlıklarının bir fark yarattığına inanıyor.

Mahkûmlara yönelik muamele, "İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma" adıyla bilinen ahlak kurallarının sert biçimde uygulanması konusunda yürütülen ayrıntılı görüşmeler ve insani yardıma erişimi iyileştirme çabaları gibi alanlarda kaydedilen ilerlemelere dikkat çekiyorlar.

BM, son beş yıldır zaman zaman kesintiye uğrayan diyaloğu şu ölçülü ifadelerle özetliyor:

"İlişki kurmak yavaş ilerliyor, gelişme adım adım sağlanıyor ve geriye dönüşler sık yaşanıyor."

Ancak BM yine de bu yolda ilerlemeyi sürdürmesi gerektiğinde ısrarcı.

BM Genel Sekreteri'nin Afganistan Özel Temsilci Yardımcısı ve şu anda BM'nin Kabil'deki misyonuna vekâleten başkanlık eden Georgette Gagnon, "Tıkanmış bir süreç, hiç süreç olmamasından iyidir" diye vurguluyor.

BM, Taliban'a yeterince güçlü biçimde karşı çıkmadığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

Eleştiriler arasında, Taliban heyetinin 2024'te çeşitli konuları görüşmek üzere Katar'ın başkentine gittiği ve masada hiçbir Afgan kadın temsilcinin bulunmamasını şart koştuğu, Doha Süreci adı verilen toplantılar da yer alıyor.

BM yetkilileri bütün meselelerin ele alındığında ve daha sonraki toplantılara kadın temsilcilerin de katıldığında ısrar ediyor.

Mozaik adı verilen yeni süreçte ise görüşmeler, altı temel konu etrafında daha yapılandırılmış bir formatta yürütülüyor. Bir tarafta kadın hakları dahil olmak üzere insan hakları, kapsayıcı yönetim ve terörle mücadele bulunuyor.

Diğer tarafta ise Taliban'ın talepleri yer alıyor: Yaptırımların hafifletilmesi, dondurulan varlıkların serbest bırakılması ve diplomatik temsil hakkı.

BM'nin geniş ve yoğun güvenlik önlemleriyle korunan yerleşkesinde görüştüğümüz Gagnon, "En zor konularda ilişki kurulmasının önünü açacak güven ve karşılıklılık oluşmaya başlıyor" diyor.

Bunları "uzun bir yolda atılan küçük adımlar" olarak nitelendiriyor.

Gagnon, bunun yalnızca tek tek hükümetlerin yürüteceği görüşmelerle değil, ortak bir çabayla yapılması gerektiğinde ısrar ediyor:

"Baskı şimdiye kadar işe yaramadı, tehditler de işe yaramadı. En büyük şansımız, tutarlı ve ortak mesajlar vermek ve birlikte hareket etmek."

BM içinde bile meseleye şüpheyle yaklaşanlar var ve bu insanlar Mozaik yaklaşımının da işe yaramayacağından endişe ediyor.

Bununla birlikte faaliyetleri asgari düzeyde de olsa sürdürmek, ülkenin izolasyona sürüklenmesini önlemek ve başta kadınlar olmak üzere kırılgan topluluklara yönelik koruma çalışmalarına devam etmek hayati önem taşıyor.

Sessizce konuşun

Uluslararası ve Afgan yardım kuruluşlarının sahada çalışma yolları bulmaya uğraştığı tozlu vilayet merkezlerinde ve çiftçi tarlalarında görüşmeler her gün devam ediyor.

Kamuoyundan uzak duran emirin yayımladığı kararnameler, buralarda "geçici çözümler" olarak adlandırılan uygulamalara dönüştürülüyor. Bu çözümler, kadınların bazı yardım kuruluşlarında evden çalışabilmesi ya da erkeklerden ayrı odalarda, farklı katlarda, hatta farklı binalarda çalışması anlamına gelebiliyor.

Afganistan'da 40 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren İngiliz yardım kuruluşu Afghanaid'in Yönetim Kurulu Başkanı Chris Kinder, "Afganistan'da her şey ilişkilere dayanıyor. Bu da günlük hayatta işleri kolaylaştırmaya yardımcı olabiliyor" diyor.

Kinder, erişim ve uygulama konusundaki bu görüşmelerin büyük bölümünü deneyimli Afgan çalışanların yürüttüğünü vurguluyor.

Son yıllarda vilayetlerdeki şehir ve kasabalara yaptığım ziyaretler de bazı yerel Taliban yetkililerinin pragmatik çözümler bulmaya çalıştığını gösterdi. Ancak bazı yetkililer her türlü yabancı yardıma karşı derin bir kuşku beslemeyi sürdürüyor.

Bir başka yardım kuruluşu, yerel anlaşmaları "sözlü ve kırılgan" olarak tanımlıyor.

Kinder, yardım kuruluşlarının projelerini sürdürebilmek için ilkelerinden taviz vermek zorunda kaldığı yönündeki eleştirileri reddediyor:

"Taliban'ın kırmızı çizgileri var. Bizim ve bağışçılarımızın da kendi kırmızı çizgileri bulunuyor. Her iki tarafın da diğerinin yaklaşımının nereden kaynaklandığını anlaması için yöntemleri görüşüyoruz."

Burada da pek çok yardım yetkilisi daha birleşik bir yaklaşım çağrısında bulunuyor.

Daha sert konuşun

Reçel üreticisi Najia, "Konuşmayı sürdürmemiz gerekiyor, ancak artık koşullar koymalıyız" görüşünde.

Diasporadaki kadın aktivistler ve insan hakları kuruluşları da aynı tutumu benimsiyor. Bu gruplar, diyaloğun tek yönlü ilerlediğini ve Taliban'ın karşılığında kayda değer hiçbir değişiklik yapmadığını söylüyor.

Taliban değişiklik yapana kadar görüşmelerin yardım meselelerinin ötesine geçmemesi gerektiğinde ısrar ediyorlar.

Son dönemde gerilime neden olan gelişmelerden biri, AB yetkililerinin haziran ayında Taliban Dışişleri Bakanlığı heyetini, hareketin yeniden iktidara gelmesinden bu yana ilk kez Brüksel'de ağırlama kararı oldu.

Bir günlük toplantıya 15 üye ülkenin temsilcileri katıldı. Görüşmelerde, AB'de kalmak için yasal hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının ülkelerine geri gönderilmesine ilişkin süreçler ele alındı.

AB bunları "teknik düzeyde" görüşmeler olarak tanımladı. Taliban ise toplantıları farklı değerlendirdi. Bir Taliban sözcüsü, gündemde Avrupa'da muhtemel bir konsolosluk varlığı ile "güven artırıcı önlemlere duyulan ihtiyacın" da bulunduğunu söyledi.

2022-2025 yılları arasında ABD'nin Afgan kadınlar, kız çocukları ve insan hakları özel temsilcisi olarak görev yapan Afganistan doğumlu eski Amerikalı diplomat Rina Amiri, Taliban'la hangi koşullar altında görüşülebileceği meselesiyle kendisi de uğraştı.

Amiri, "Diplomatik çevreler, teknik meselelerin Taliban'la görüşülebileceği mevcut kanalların zaten bulunduğunun gayet farkında" diyor.

"Brüksel'de görüşme kararı açıkça lojistikle değil, siyasetle ilgiliydi."

Eleştirmenler bu durumu "adım adım normalleşme" olarak nitelendiriyor.

İşe yarayacak mı?

"Kabil'de ziyaret ettiğimiz, bir sığınma evi işleten Afgan aktivist Mahbouba Seraj, 'Afganistan'da geçirdiğim bu son beş yılın ardından elimde ne var?' diye soruyor.

Taliban 2021'de yönetimi ele geçirdiğinde Seraj, kadın hakları için mücadele etmek üzere ülkesinde kalacağını açıklayarak manşetlere çıkmıştı."

78 yaşındaki Seraj şimdi ülkeyi terk etmeye hazırlandığını söylüyor.

Aile içi şiddetten kaçan 30'dan fazla Afgan kadına hayati bir sığınak sağlayan son merkezi aralık ayında kapatıldı. Taliban liderlerine kadınlar ve kız çocukları için sınıfları yeniden açmaları yönünde defalarca yaptığı çağrılar da karşılıksız kaldı.

Gözle görülür bir üzüntüyle, "Dünyanın gördüğü bu küçük pencereler, kız çocuklarına yönelik gizli okullar dahil olmak üzere şurada burada açılan küçük alanlar, yalnızca herkesi kandırmak için var" diyor.

Ancak Seraj yine de uluslararası topluma görüşmeleri sürdürme çağrısında bulunuyor:

"Konuşmak zorundalar. Fakat oturup konuştuklarında, bunun yalnızca bir grup insanın boş konuşmasından ibaret olmadığından emin olmalılar."

Aynı görüşü paylaşan başkaları da var.

Taliban yetkilileriyle gizli görüşmelere katılmış eski bir Afgan yetkili, "Değişimi ancak sessiz ve gizli temaslar yoluyla yürütülecek daha etkili bir diplomasi sağlayabilir" diyor.

Yetkili, yeni BM Genel Sekreteri olarak seçilecek ve gelecek yılın başında göreve başlayacak kişinin daha etkili bir ilişki kuracağını umuyor.

Ancak sonuçta olası bir değişimin kontrolü uluslararası toplumun elinde değil.

Uzun süredir Afganistan'la ilgilenen ve bu makale için görüşülen diğer bazı isimler gibi adının açıklanmasını istemeyen Batılı bir uzman, "Yanıtın, dünyanın Taliban'la konuşmak için doğru dili bulması olduğunu düşünmüyorum" diyor:

"Aradan beş yıl geçtikten sonra gerçek değişimin ancak içeriden gelebileceği son derece açık."

Bazı üst düzey Taliban yetkilileri zaman zaman emirin en sert kararlarına, özellikle de kız çocuklarının okullarının kapatılmasına karşı seslerini yükseltti. Bazı yetkililerin onun kurallarını geri çevirmenin yollarını bulabildiği nadir örnekler de yaşandı. Bunlardan biri, günlük hayatı felce uğratan ve daha sonra geri alınan geçen yılki ülke çapındaki internet kesintisiydi.

Emirin kararnameleri mutlak kabul ediliyor. Hareket, birlik ve iktidara her şeyden fazla önem verdiğini gösterdi. Dünyanın dört bir yanındaki İslam âlimlerinin ve Müslüman ülkelerin yetkililerinin çağrıları bile emirin ve kararlarını uygulayanların demir iradesini kıramadı. Bu durum özellikle en hassas mesele olan eğitim konusunda geçerli.

Aradan beş yıl geçmesine rağmen basit ya da hızlı bir çözüm bulunmuyor.

Najia'nın reçel atölyesinde, yerel Afgan kurumlarından artık faaliyet göstermeyen USAID'e kadar farklı kuruluşlardan aldığı çerçeveli eğitim sertifikalarıyla dolu masa, peş peşe getirilen kısıtlamalar karşısında daha büyük ve daha başarılı bir girişimci olmak için gösterdiği çabaya tanıklık ediyor.

Her geçen yıl yeni bir toplum şekillenmeye başlıyor. Ancak pek çok Afgan hâlâ farklı bir gelecek için çabalamayı ve dua etmeyi sürdürüyor; dünyanın kendilerini unutmayacağını umuyor.

Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlandık. Yayınlanmadan önce çeviriyi bir BBC gazetecisi kontrol etti. Yapay zekayı nasıl kullandığımız hakkında daha fazla bilgi burada.