Alman istihbarat raporu: 'MİT, Berlin'deki en aktif yabancı servislerden'

Kaynak, Berlin Anayasayı Koruma Teşkilatı
- Yazan, BBC News Türkçe
- Bildirdiği yer, Londra
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 4 dk
Soğuk Savaş yıllarında, istihbarat savaşlarının merkezinde yer alan Berlin, bu özelliğini bugün de koruyor.
Alman istihbaratının kamuoyuna yeni açıkladığı bir rapor, yabancı servislerin günümüzde Berlin'de yürüttüğü faaliyetler hakkında çarpıcı bilgiler ortaya koydu.
Yüz kırk sayfalık raporda, Almanya'nın başkentinde en faal olan dört yabancı servis, Rusya, İran, Çin ve Türk istihbarat servisleri olarak sıralandı.
Eyalette iç istihbarattan sorumlu olan Berlin Anayasayı Koruma Teşkilatı (LfV Berlin), hazırladığı yıllık raporda, istihbarata karşı koyma faaliyetleri hakkında ilginç detaylar paylaştı.
Raporun giriş bölümünde görüşlerine yer verilen Berlin Eyaleti İçişleri Bakanı Iris Spranger, başkentin yabancı istihbarat servislerinin odağında yer aldığını belirtti.
Spranger "Casusluk ve olası sabotaj faaliyetlerinden kaynaklanan tehdit potansiyeli hâlâ yüksek seviyede" uyarısında bulundu.
Berlin iç istihbarat teşkilatını yöneten Michael Fischer ise "Bu durum yakın gelecekte de değişmeyecek" öngörüsünü aktardı ve şunları kaydetti:
"Berlin'deki istihbarat faaliyetlerinin başlıca aktörleri Rusya, Çin, İran ve Türkiye'dir. Bu ülkelerin istihbarat teşkilatları, klasik casusluk faaliyetlerinin yanı sıra dezenformasyon kampanyaları, siber saldırılar ve sabotaj eylemlerini de içeren geniş bir eylem yelpazesine sahiptir."
'Rusya'nın tehdit potansiyeli yüksek'
Raporun "İstihbarata Karşı Koyma ve Ekonomik Güvenlik" adlı yedinci bölümünde, sırasıyla Rusya, İran, Çin ve Türk istihbarat teşkilatlarının Berlin'deki faaliyetleri mercek altına alınıyor.
Bu ülkelerin istihbarat operasyonlarında, hem açık hem örtülü faaliyetler yürüttükleri belirtilirken, kullandıkları araçların da etkide bulunma ve dezenformasyondan, sabotaj ve siber saldırılara kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığı aktarılıyor.
Alman iç istihbarat raporunda, "Yabancı istihbarat servisleri, kendi ülkelerinde düşman veya hasım olarak görülen şahısları hedef almaktadır" deniliyor.
Bilgi teknolojilerinin yaygınlaşmasının casusluk yöntemlerini de dönüştürdüğü, siber casusluk ve siber saldırıların, istihbarat teşkilatları için standart araçlar haline geldiği vurgulanıyor.
En uzun bölümü, Almanya'nın "tehdit" olarak gördüğü, sabotaj, dezenformasyon ile suçladığı Rusya'nın istihbarat faaliyetleri oluşturuyor.
Rus istihbarat servislerinin faaliyetlerinin, son yıllarda hem nicelik hem de nitelik bakımından artış gösterdiğine, bilgi teknolojileri altyapısını sekteye uğratmaya yönelik sabotaj eylemlerinin de artış kaydettiğine dikkat çekiliyor.
Raporda, Rus istihbaratının Almanya'da geçen sene yapılan erken genel seçimleri öncesinde Alman kamuoyunu etkilemeye çalıştığı belirtiliyor.
Bu yolla demokratik kurum ve süreçlere güveni baltalarken, Ukrayna'ya destek verilmesini ve Rusya'ya yaptırım uygulanmasını savunan partilere de tepkileri körüklemek istediği aktarılıyor.
Berlin iç istihbarat teşkilatı raporunda İran ve Çin'den sonra Türk istihbaratının faaliyetleri hakkında da bilgi paylaşıyor.
Alman istihbaratının gözünden MİT
Raporda Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) yalnızca deklare edilmiş, diplomatik temsilciliklerde görevli istihbaratçılar değil, beyan edilmemiş çok sayıda elemanı ile Berlin'de faal olduğu, çok yoğun istihbarat faaliyetleri yürüttüğü belirtiliyor.
MİT'in "kapsamlı yürütme ve uygulama yetkilerine sahip olduğuna" dikkat çekilen raporda "MİT, Türk güvenlik mimarisinin merkezi bir unsurunu oluşturuyor" ifadeleri yer alıyor.
MİT'in istihbarat faaliyetlerinin hedefinde öncelikle PKK ve yandaşlarının yer aldığı belirtilirken, ayrıca "MİT'in istihbarat ve takip faaliyetleri, 'Gülen Hareketi' olarak adlandırılan grubun yandaşları gibi rejim muhaliflerini de kapsamaktadır" deniliyor.
Rapordaki bir diğer tespit de MİT'in, istihbarat toplama faaliyetleri kapsamında, "devlete ve hükümete sadık Türk vatandaşları ile Türk kökenli vatandaşların desteğini aktif bir şekilde kazanmaya çalıştığı."
MİT'nin ana sayfasında, bilgi paylaşılabilen bir iletişim formu bulunduğu, bunun da "Türk devlet yönetimi tarafından düşman olarak görülen kişi ve kuruluşların ihbar edilmesini mümkün kıldığı" aktarılıyor.
Alman İç istihbarat raporunda "Bu tür ihbarların sonucunda, Türkiye'ye giriş veya çıkış sırasındaki pasaport kontrolü esnasında kısıtlayıcı tedbirler alınabilir. Örneğin ilgili kişilere, terör propagandası suçlaması yöneltilebilir" deniyor.
BBC Türkçe raporla ilgili MİT'e ulaştı ancak yanıt alamadı.
'Berlin'deki PKK teröre mesafe koymadı'
Berlin Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın raporunda ayrıca Almanya'da terör örgütleri olarak sınıflandırılan ve faaliyetleri yasak olan PKK ve DHKP-C ile ilgili de ilginç bilgiler yer alıyor.
Berlin'de, PKK'nın 1100, DHKP-C'nin ise 30 destekçisinin bulunduğu belirtiliyor.
Alman istihbaratı, "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılan çözüm sürecinin başlatılmasıyla silahlı mücadeleyi sonlandırdığını, örgütsel yapısını feshettiğini duyuran PKK hakkında şu iki gözlemi paylaşıyor:
"PKK'nın silahlı mücadeleyi bırakıp dağılacağını açıklamasının ardından, Berlin'deki PKK destekçilerinin, PKK'nın terörist faaliyetlerinden uzaklaştığı yönünde herhangi bir emare görülmedi.
"Berlin'deki PKK destekçilerinin barış sürecini benimseyip sürece dahil olup olmayacakları henüz belli değil."
Raporda "aşırı solcu ve terörist örgüt" olarak sınıflandırılan DHKP-C'nin ise Berlin'de özellikle İsrail karşıtı protestolarda ve Mısır'ın Berlin Büyükelçiliği önündeki açlık grevinde varlık gösterdiği belirtiliyor.
Alman istihbaratı Türk milliyetçi akımlarını da izliyor
Raporda ayrıca Alman istihbaratının izlediği Türkiye kaynaklı "aşırı milliyetçi" olarak tanımlanan gruplar hakkında da tespitler aktarılıyor.
Alman iç istihbaratı tarafından izlenen Türkiye bağlantılı siyasi hareketler arasında yer alan "Ülkücü Hareket" raporda "aşırı sağcı, milliyetçi ve şiddet eğilimli" olarak tanımlanıyor ve Berlin'de 460 destekçisi olduğu belirtiliyor.
Hareketin ideolojisinin, "aşırı bir milliyetçiliğe ve diğer etnik gruplara, uluslara ve dini topluluklara karşı üstünlük iddiasına dayandığı" ve "ırkçı ve antisemitik argüman kalıpları ile düşman kurgularının, hareketin ideolojik özünün bir parçasını oluşturduğu" belirtiliyor.
Bu ideolojinin "insan onuru ve eşitlik ilkesi ile çeliştiği" kaydediliyor.
Bu hareketten bağımsız Türk kökenli aşırı sağcıların da Berlin'de aktif olduğu not ediliyor.
Bu grubun sosyal medya üzerinden Türkiye'yi eleştiren siyasetçilere, medya çalışanlarına, Kürt grupların destekçilerine ve aynı zamanda Yahudilere ve İsrail'e karşı propaganda yürüttüğü belirtiliyor.











