Cumhuriyet
Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde
Türkiye’de zorla kaybetmelere dair bazı veriler paylaştı.
Birleşmiş Milletlerin 2006 yılında imzaya açtığı ve
2010 yılında yürürlüğe giren Herkesin Zorla Kaybetmelere Karşı Korunması
Hakkında Uluslararası Sözleşme’nin Türkiye tarafından imzalanmadığını belirten
Tanrıkulu, 1990’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde
binlerce insanın “terörle mücadele” adı altında gözaltı, tutuklama, yargılama
prosedürleri ile “kaybedildiğini’’ hatırlattı.
Tanık ifadeleri ve kimi zaman da zanlıların
itiraflarıyla “kolluk güçleri tarafından kaçırılan” binlerce kişinin akıbetinin
halen belirsiz olduğunu söyleyen Tanrıkulu, 2020 yılı Mayıs Ayında Mardin
Dargeçit İlçesinde bulunan toplu mezarı hatırlattı ve ekledi:
“1990’lı yıllarda kaybedilen Hasan Ocak’ın
cesedinin bulunması gibi olaylar akabinde bazı ipuçları elde edilse de
cezasızlık ve bilgi alamama sorunu zorla kaybetmelerde tüm ağırlığıyla önümüze
çıkmaktadır.”
Tanrıkulu’nun paylaştığı bilgilere göre Eski Sanayi
Bakanlığı Uzmanı Yusuf Bilge Tunç’tan da 6 Ağustos 2019’dan beri haber
alınamıyor.
5 Ocak 2020’de Tunceli’de ortadan kaybolan Gülistan
Doku ve 29 Aralık 2020’den itibaren haber alınamayan Başbakanlık eski raportörü
Hüseyin Galip Küçüközyiğit ise halen kayıp.
Sezgin Tanrıkulu,
iki yıldır haber alınamayan üç kayıp vakasına da değindi ve İHD Genel
Başkanı Öztürk Türkdoğan’ın ifade ettiği zorla kaybetme olaylarında
karşılaşılan iki durumu aktardı:
-
“Uzun süreye yayılan vakalar. 90’lı yıllardan bu
yana akıbeti belirlenemeyen yüzlerce insan gibi; 2016’dan sonra FETÖ
operasyonlarında kaçırılanlar gibi.
-
“Kişilerin zorla
alıkonulup saatler ya da günler sonra belli bir yere bırakılması, FETÖ
operasyonlarında kaçırılan kişilerin aylar sonra ortaya çıkarılması gibi.”
2021 yılında elektrik işçisi Gökhan Güneş İstanbul’da,
Öğrenci Kolektifi üyesi üç genç de Ankara’da kısa süreli zorla alıkonulmuştu.
Raporunda bu olaylara da değinen Sezgin
Tanrıklu, temel insan hakları ihlallerinde ve özellikle zorla
kaybetmelerde bütün ağırlığıyla ortaya çıkan “cezasızlık” sorununun da iki
katmanı olduğunu söyledi:
“Kaybedilen/kaçırılan kişilere ilişkin olayların
üzerinin örtülmesi ve faillerin yargılanmaması.”
Zorla kaybetmeler
ve faili meçhul cinayetler konusunda çalışan Hafıza
Merkezi’nin verilerine de raporunda yer veren Tanrıkulu, bu konuda iç
hukuk yollarının sonuç vermemesinin nedenlerini de şu şekilde sıraladı:
-
"Cumhuriyet Savcıları soruşturma işlemlerini gerektiği gibi yerine getirmiyor,
gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayacak nitelikte etkin soruşturma yürütülmüyor.
-
Soruşturmalar yıllarca sürüncemede bırakılıyor ya da takipsizlik kararıyla
kapatılıyor.
-
‘Zorla kaybetme’ insanlığa karşı suç olduğu ve zaman aşımına tabi olmadığı
halde bu tür olaylar Türkiye’de zaman aşımı riskiyle karşılaşıyor.
-
Çok az olayda dava açılıyor, yargı süreçleri çoğunlukla beraat kararıyla
sonuçlanıyor."
Tanrıkulu,
raporunda yer alan Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nin hazırladığı zorla
kaybetme olaylarının yıllara göre dağılımını gösteren tablosuna şu bilgiler öne
çıkıyor:
-
"Türkiye'de 1980
ile 1990 yılları arasında 33 kayıp vakası yaşandı.
-
1980’den bu yana
Türkiye’de tespitli 1.352 zorla kaybetme kayıp vakası var bu sayının 1.041’i,
1993-96 yıllarında yaşandı. 2000'den bu yana ise 28 vaka yaşandı."
Tanrıkulu
zorla kaybettirilenlerin akıbetlerinin ortaya çıkarılması, bulunması, faili
meçhul cinayetlerde katledilenlerin faillerinin ortaya çıkarılması için
devletin tüm arşivlerini açması gerektiğini belirtti. Kayıpların tespiti için
Tanrıkulu önerilerini şu şekilde sıraladı:
-
“Kayıpların akıbetlerinin ortaya çıkarılmasıyla ilgili mezar açma işlemlerinin
ilgili uluslararası standartlarda yapılması, mezarların iş makineleri ile
özensiz bir biçimde açılarak buluntuların tahrip edilmesinin önüne geçilmesi
gerekmektedir.
-
Hükümeti, sözleşmeyi imzalamaya ve gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.
-
Yargı mensuplarını, sistematik cezasızlık politikasından vazgeçmeye ve
uluslararası belgelere göre insanlık suçu olan tüm kayıp vakaları konusunda
etkin bir yargılama yürütmeye, uluslararası sözleşmeler uyarınca bu suçlar için
zamanaşımı hükümlerini dikkate almamaya çağırıyoruz.
-
Bu topraklarda bir daha benzer acıların yaşanmaması, hakikatlerin ortaya
çıkarılması ve toplumsal barışın tesisi için “Geçmişle Yüzleşme ve Hakikatleri
Araştırma Komisyonu” kurulmasını talep ediyoruz.”